Eylül 2009 içindeki 228 yayından en yeni 59 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Eylül 2009 içindeki 228 yayından en yeni 59 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

26 Eylül 2009 Cumartesi

Issız Adam


Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği ıssız adam filmi çıktığı günden beri çok konuşuldu. Peki, nedir bu ıssız adam fenomeni? Türk halkı neden bu filmi bu kadar sevdi ve benimsedi? Neden bu filmden çıkan erkeklerin çoğu filmdeki Alper’le kendini göğsünü gere gere özdeşleştirdi?
Neden kadınların çoğu hayatlarında en az bir kez Ada olduğunu düşündü ve Alper’den nefret etti? Nereden cıktı bu adamlar? Eskiden de var mıydı bu ıssız adamlar yoksa modernleşen, batılılaşan Türkiye’nin değişen değer yargılarıyla birlikte mi ortaya çıktılar? Sadece erkekler mi “ıssız” olabiliyor yoksa “ıssız” kadınlar da var mı? Peki, bu adamlar veya kadınlar nasıl ve neden “ıssızlaşıyor”? Böyle mutlular mı yoksa değişmeye çaba gösterip değişemiyorlar mı?
Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde Alper filmde “bağlanma” sorunu yasayan 30’lu yaslarında bir erkek portresi çiziyor. Alper’in “ıssızlığının” boyutu yaşadığı günübirlik, sadece cinsellik üzerine dayalı ilişkilerinden belli oluyor. Alper’in Ada’yla tanışması, ona aşık olması ve ilişkisi suresince nasıl değiştiği, bağlanmayla ilgili korkuları ve sonunda Ada’dan ayrılması ve çektiği acı, filmde çok güzel ve net bir biçimde işleniyor. Seyircinin aklında filmden çıktıktan sonra kalan sorulardan en belirgini muhakkak ki “Madem Alper Ada’yı bu kadar seviyor, peki neden ayrılıyor?” Bunun en temel nedenlerinden biri Alper’in yaşadığı “bağlanma”sorunu.

Şeytan ayrıntıda gizlidir

Şeytan ayrıntıda gizlidir
Astroloji’de iletişimi ve hareketi temsil eden Merkür’ün geri harekette olduğu zamanlar, kararlarımızı gözden geçirmemiz açısından son derece ilginç fırsatlar sunar. Böyle zamanlarda ilk bakışta karşılaştığımız tıkanmaların ve engellerin getirdiği sorunlar yüzünden zorlansak da, aslında yapabileceğimiz pek çok farklı şey de vardır. Evet alışageldiğimiz durumlardan, düşünce tarzlarından, bellediğimiz yollardan çok daha farklı, yeni ve değişik bir yol izlemeye cesaret göstermeliyiz. İşler yolunda gitmediğinde, bir takım engeller ya da yanlış anlamalar ortaya çıktığında, kızıp sinirlenebilir, kendimizi kötü hissedebiliriz ancak, Merkür geri giderken gerçekleşen tuhaf şeyler aslında bize yaratıcı olmak yönünde, seçimlerimizi daha cesur yapabilmek yönünde de yeni kapılar açar. Zira, çoğu zaman otomatik pilota bağlı olarak hareket ettiğimiz için önümüzdekileri bir türlü objektif ya da olduğu gibi zorlanabiliriz.

7-29 Eylül tarihleri arasında geri harekette olacak olan Merkür (dünyadan bakıldığında geri  hareket içindeymiş gibi görülmekte) işte böyle bir fırsat kapısı ve süregelen işlerimizi yeniden gözden geçirme fırsatı sunmakta. Geri giden Merkür sayesinde, düşüncelerimizde daha özgün ve orijinal olabiliriz. Merkür gerilemeye başladığında Terazi burcunun 6 derecesinde bulunuyor ve bu süre içinde, Başak burcunun 21 derecesine kadar geri gitmiş olacak. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Eğer bu dönemde bir anlaşma ya da ortaklık içindeysek, bir pazarlık yürütüyor ya da iletişim içinde kalıyorsak, bu ortaklaşa konuda ya da sözleşmede herhangi bir detayın şimdiye kadar görülmemiş ya da incelenmemiş olması, herhangi bir organizasyonel konu gecikmelere ve huzursuzluklara neden olabilir. Şimdi yavaşlamalı ve bu sürece daha dikkatli bakmaya çalışmalıyız. Eğer içerisinde detaylar olan bir konu varsa, bunlar üzerinde tekrar tekrar yeniden durmalı, 29’una kadar bağlayıcı bir karar almadan beklemeliyiz.

Acele etmeyin

Çoğu zaman Merkür geri giderken verdiğimiz kararların daha sonra anlamsız sonuçlar ürettiğini, bir işe yaramadığını görebiliriz ancak bu durum hep varolan koşullara göre düşünüp karar vermemiz kaynaklanır. Eğer kişilerle diyaloğumuzda, konuşmalarda ve anlaşmalarda öteyi görerek, olası detayların çok önem kazanabileceği sezgisine sahipsek, hiç durmamalı, şeytan ayrıntıda gizlidir misali, bazı gerekli değişiklikleri şimdiden yapabilmeliyiz. Alışılmamış fikirlerin, düz mantıkla öngörülemeyen koşulların ortaya çıkacağı bir dönemden geçmekteyiz. Eylül ayında, 3. kez karşı karşıya gelecek olan (ilki 4 kasım 2008’de, ikincisi 6 Şubat’ta gerçekleşmişti) Satürn- Uranüs gerçekten de bu dönemde, eski kalıpların değişeceğini ve şimdiye kadar bizi çok belirsiz ve gergin atmosferde bekleten koşulların kırılacağını göstermekte. İşte bu nedenle, bu dönemde geri gidecek olan Merkür, esnek davranmanın, acele karar vermemenin son derece yararlı ve faydalı bir yaklaşım olacağını anlatıyor.

Yeni bir döneme doğru

29 Ekim’de Satürn’ün Terazi burcuna ilerlemesi ile yeni bir dönem, yeni şartlar gündeme gelmekte. Geçtiğimiz yıl, siteme konuya ilişkin bir anket koymuştum. Anket hala sürüyor. Soru şuydu: 29 Ekim’de Satürn’ün Terazi burcuna ilerleyerek Pluton ile kare açı yapması, uluslar arası dengeleri nasıl etkileyebilir ? Verilen toplam 1172 yanıtın %49,9’u Diplomasi test edilecek, dünyada savaş riski artacak, % 22,3’ü Varolan jeopolitik dengeler sarsılacak, %13,1’i ise ABD’nin dış politikası zorunlu olarak değişecek şıklarını işaretlemiş. Söz konusu anketi bir yıl öncesinde, gündeme gelebilecek eğilimlere değişik bakış açılarını anlamak için düzenlemiştim. Satürn gerek bireysel, gerekse kollektif yani dünyasal anlamda, girdiği burcun konularını ciddi biçimde gündeme getirir ve sorgular. Son iki yıldır, 2007 sonbaharından bu yana Başak burcunda kalan Satürn, ne kadar verimliyiz, iyi organize olabiliyor muyuz, çevreyi koruyabiliyor muyuz, işsizliğe çareler üretebilir miyiz gibi temel sorular üzerine odaklandık. 29 Ekim’den sonra ise önceliklerimiz değişmekte. Terazi diplomasiyi, adaleti, dengeyi, ortaklaşa konuları, ilişkileri ve haklarımızı savunacağımız uygar zemini anlatan bir burçtur. Eskiler Satürn’ün denge ve uyumu anlatan Terazi burcunda yüceldiğini söylerler. Nitekim Satürn sorumluluklarımızı ve sınırlarımızı açıklar ve Terazi’nin getirdiği adalet en iyi sınırlayıcı ve dengeleyicidir.

Tarihi bir dönem

Kuşkusuz bu yeni dönem ülkemizin gerek iç işlerinde gerekse dış ilişkilerinde çok önemli yankılar uyandıracak. Hatırlarsanız, önceki yazılarımda sonbahardan itibaren hassasiyet içeren konulara değinmiştim. Zira Terazi ülkemizin haritasında iç güvenliği, huzuru, vatanı ve toprakla ilgili konuları anlatan 4. Evde yer alıyor. Ayrıca Satürn, Terazi burcuna ilerler ilerlemez diplomasi, denge, ortaklıklar ve açık düşmanlıklar evindeki, Oğlak burcundaki Pluton ile kare içine girecek. Bu gelişmeler hiç kuşkusuz süregelen demokratik açılım ve bir yandan da Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde önemli  zorlayıcı dönüşümlere işaret etmekte. 2008’den bu yana ortaklar ve anlaşmalar evine ilerleyen Pluton yüzünden ülkemiz dış ilişkilerinde daha fazla kas yapmak zorunda ve bir yandan da kendi geçmişi ile yüzleşmek durumunda. Nitekim ülkemizin kuruluş haritasında Pluton, yükselen Yengeç burcunda yer alıyor. Doğum anındaki bu konum, ülkemizi kurarken bir bağımsızlık savaşı verdiğimizi ve bu savaştan edindiğimiz bazı derin yaralarımız, hassasiyetlerimiz de olduğunu göstermekte.

Şimdi bu dönemde, Ekim sonundan başlayarak, 2010’a sarkacak olan dönemde, bu hassasiyetlerin ve yaraların güçlü biçimde öne çıkacağını söylemek zor olmaz. Her durumda, etkilerini şimdiden görmeye başladık bile. Ülkemiz bu dönemde iç işlerinde dengeye, adalete, huzura çok önem vermek zorunda kalacak. Adalete ilişkin konular, dış ilişkilerindeki dönüşümler ülke gündemimizin oldukça gergin ve yenileyici olacağını göstermekte. Pluton baskılarla gelen değişimi açıkladığı için, tarihi bir dönemden geçmekteyiz.

Yeniay neler getiriyor?

Yeniay neler getiriyor?
Yeniay 18 Eylül’de Başak burcunda gerçekleşti ve çok keskin özellikler taşıyor. Yeniay zamanlarına göre çıkartılan astrolojik haritalar içinde bulunduğumuz konuları yansıtırlar. Her ay yanyana gelen ışıkların (Güneş ve Ay) oluşturdukları açı önemlidir. Bu ay gerçekleşen yeniay bir yandan Satürn’le birleşirken diğer yandan Uranüs’le karşıt açı oluşturuyor. Bu iki gezegen birbirinin keskin karşıtlarıdır. Satürn statükoyu, kurulu düzeni, devleti ve sistemleri anlatan güçtür. Uranüs ise tanrılardan ateşi çalan Prometheus gibidir. Düzene başkaldırır, bireyselleştirir, gerçekleri çıplak hali ile görür ve uyumsuzdur. Tahmin edersiniz ki, düzen ve kaousun karşı karşıya kaldığı zamanlarda büyük gerginlikler ortaya çıkar. Bunu sadece çevremizdeki olaylarda değil, kendi bilincimizde, ruhumuzun tam ortasında hissedebiliriz.

Gerginlik yüklüyüz, tıpkı bir yıldırım şeklinde boşalan elektrik gibi. İçinden geçtiğimiz dönem daha fazla kırılmadan değişimi nasıl gerçekleştirebileceğimiz sorusunu ortaya koyuyor. Satürn eskiyi, yaşlı olanı, gelenekleri ve alışılmış, hiç değişmeyecekmiş gibi görünen kuralları anlatır. Uranüs ise hep geleceğe bakar. Reformlar, yenilikler, ani değişiklikler ve bu yönde yapılan başkaladırılar bu gezegenin en açık ifadeleridir. Uranüs’ün keşfedildiği zamanın Fransız devrimine denk gelmesine şaşmamak gerekir. Şimdi bu iki sert doğalı, taviz vermek istemeyen güç karşı karşıya geldiğinde statüko ile reform yüzleşmek durumundalar. Bu kritik dönemin hayatınıza nasıl yansıdığını görebilmeniz için, karşıtlığın hangi evlerde gerçekleştiğine bakmalısınız. Örneğin yükselen burcu Başak olan kişiler açısından bu karşıtlık, Satürn Başak burcunda olduğu için 1. / 7. evler, bir başka deyişle, ilişkiler, evlilik, anlaşmalar ve ortaklaşa konular üzerinden gerçekleşmekte. Başka bir örnek vermek gerekirse, eğer yükselen burcunuz Yengeç için, söz konusu karşıtlık 3./9. Evlerin eksenine düşmekte. (Başak Yengeç’ten sonra gelen 3. Burçtur) İletişim, eğitim, zihinsel konular, yeni ufuklara açık olmak ve yabancılarla ilişkiler bu değişim gerginliği ile gündeme gelmekte.

Merkür’ün de 29’una kadar geri olduğu bu dönemde daha sabırlı olmaya çalışmalı, acele kararlar vermeye zorlansak bile, daha farklı alternatiflerin de olabileceğini unutmamalıyız. 2010 yılında, Uranüs Koç burcuna geçinceye kadar, sürüncemede kalan durumlar olabilir. Bitişler ve başlangıçlar içindeyiz. Bugünlerde içimizde yeni yeni filizlenen değişim arzusunu köreltmemeli, tam tersine bu yönde adımlarımızı cesaretle atmalıyız. 29 Ekim’de Terazi burcuna ilerleyecek Satürn, ilişkilerimizde objektif olmanın ne kadar gerekli olacağını anlatmakta. Ortaklaşa alanda yeni temeller atacağız ve bir yandan da kendi kişiliğimizi daha orijinal biçimde ortaya koyabileceğiz.

Terazi’nin üç tipi

Terazi’nin üç tipi
Burçların onar günlük dönemlerini farklı biçimde ele alan bir yöntemden söz ediyoruz. Londra’da sahaflarda bulduğum Muriel Bruce Hasbrouck adlı yazarın kitabında, her burcun 10 günlük dönemlerinde, alışılmışın dışında bir sınıflama yapılmış. Terazi burcunun ilk on gününde, 23 Eylül – 2 Ekim arasında doğanlarda Ay da karakter üzerinde söz sahibidir. Bu dönemde doğanlar insanları kolayca anlayan sezgilere sahip, esnek, başkalarına bağlı, başkalarının duygusal ihtiyaçlarını anlayabilen özelliklere sahiptir. Değişen koşullara kolayca uyum sağlayabilen bir değişkenlikleri vardır. Barış yanlısıdırlar ve tartışmalardan uzak durmaya bakarlar. Sempatik ve cömert bir görünüm sergilerler. Ancak olumsuz yönde ise huzursuz, kararsız, çok değişken, başkalarından kolayca etkilenen bir kişilik sergileyebilirler. Başladıkları işleri bitirmekte zorlanacaklardır. Eğer zihinsel yönden kendilerini daha disiplinli hale getirebilirlerse, bu kolayca dalgalanan yönlerini dengeleyebilirler. Bu dönemde doğan kişilere örnek vermek gerekirse, Julie Andrews, Brigitte Bardot, Olivia Newton-John, Christopher Reeve, Venüs-Ay döneminin özelliklerini yansıtırlar.

3-12 Ekim arasında doğan Terazi’ler Satürn’ün kurallı, ciddi, yapıcı ve sert özelliklerini gösterirler. Bu dönemde doğan Terazi’ler güç, dayanıklılık ve irade sergiler ancak aynı zamanda başkalarının kederlerini de yakından anlayabilirler. İnsanların acılarını, zayıflıklarını anlamak, geliştirmek isterler. Yorulmak bilmeden çalışırlar. Asla atıl değillerdir. Büyük bir canlılıkları vardır, insancıldırlar. Ancak olumsuz yönüyle de, fanatik bir biçimde sadece kendilerinin haklı olduğunu düşünen, kendi yollarında aşırı bir ısrar ve sertlik sergileyen, önlerine geleni yıkan özellikler gösterebilirler. Bu yönleri ile olumlu yöndeki tüm yapıcılıklarını ortadan kaldırabilirler. Başkalarının düşüncelerini dinlemezler ve acımasız bir tavır takınabilirler. Eğer hayata daha esnek ve espri gücü ile bakarlarsa, bu sert yönlerini daha kolay dengeleyeceklerdir. Entelektüel kapasiteleri, insanı anlama yönünde çok gelişmiştir. Terazi’nin ikinci döneminde doğmuş bazı kişiler de şöyle: Bob Geldof, Charlton Heston, Heinrich Himmler, John Lennon, Buket Uzuner, Guiseppe Verdi.

Burcun son on gününde, 13-22 Ekim arasında doğmuş olan Terazi’ler aynı zamanda Jüpiter’in de etkisinde bir kişilik sergilerler. Güvenilirlik, cömertlik, mantıklı olmak özellikleri arasındadır. Bu dönemde doğanlar kurulu düzene uyan, düzenli, görev duygusuna sahip, geleneklere önem veren bir karakter sergilerler. Neşelidirler ancak kişşisel kontrolleri de yüksektir. Mükemmeliğe önem verirler. Açık, net, mantıklı ve analitik bir düşünce biçimine sahiptirler. Olumsuz yönde, aşırı hata bulan, sürekli eleştiren, fazla sert, bencil ve gururlu özellikler gösterebilirler. Oldukça inatçı olabilirler ve adalet duyguları bu kez acımasızlığa dönüşebilir. Kızgınlıklarını rahat biçimde ifade edemedikleri için, bu içinde oldukları çevrede rahatsızlık yaratabilir. Terazi burcunun bu döneminde Margaret Thatcher, Turgut Özal, Lee Iacocca, Martina Navratilova, Oscar Wilde, Paul Simon, Jean-Claude Van Damme vardır.

Koç - Koç İlişkisi

Koç’lar enerjilerini, görüşlerini ve duygularını ortaya koymaktan ve enerjik bir biçimde öne çıkmaktan, fethetmekten hoşlanırlar. Ancak aynı yerde iki Koç ancak aynı yönde gidiyorlarsa, daha olumlu sonuçlar elde edeceklerdir. Birbirlerine benzemeleri yüzünden, iki tarafta, kendi hatalarını karşı tarafta kolayca bulacaktır. Koç ve Koç, uygun koşullar ve ortaklaşa amaçlar peşinde güzel bir birliktelik yaşayabilirler. Bununla birlikte, bu son derece hassas bir ilişkidir ve uzun vadeli olması için mutlaka haritada başka desteklere ihtiyaç olacaktır. Sabırsız Koç’lar eğer işler yolunda gitmiyorlarsa, birden, hızlı biçimde hayal kırıklığına uğrayarak, beraberliklerini de zora sokabilirler. Bu ikilinin arkadaşlığında tartışmalar pek eksik olmaz. Zira ikisi de fevkalade inatçı ve zıpçıktı davranabilirler. İş hayatında beraberlerse, ortak bir amaç içinde ve planlı hareket ediyor olmaları gerekir. Büyük risklere girmekten kaçınmayacaklar ama akılsızca planların da kurbanı olabileceklerdir.

Koç Ateş + Öncü (21 Mart- 20 Nisan)

Meşgulsünüz Bu hafta sonu yapacağınız çok şey olabilir. Ya siz kendinize iş yaratacaksınız ya da bir şekilde iş ve yükümlülükler sizi bulacak. Başarıya da yakınsınız. Hareketsiz kalmayacaksınız ancak sinirlerinize de hakim olmalısınız. Belki yapacağınız pek çok işi, daha yavaş ve emin bir şekilde de yapabilirsiniz. Bugünlerde başkalarının görüşlerin yararlanmak ve daha iyi bir dinleyici olmak size yeni bakış açıları getirebilir. Biraz sezgiler ve biraz da kendi iç dünyanızdan gelen hayalgücü ile hırslarınızı yaratıcı kılabilirsiniz.

Bayramlaşmada "grip ve nezleye" dikkat...

Nezle ve grip olan kişiler, bayramda hiç kimseyle tokalaşmamalı, öpüşmemeli!
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Akdur, nezle ve grip virüslerine karşı halkı uyararak, "Nezle ve grip olan kişiler, bayramda hiç kimseyle tokalaşmamalı, öpüşmemeli" dedi.
ANKARA(ANKA)- Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, nezle ve grip virüslerine karşı halkı uyararak, "Nezle ve grip olan kişiler, bayramda hiç kimseyle tokalaşmamalı, öpüşmemeli" dedi.
Prof. Dr. Akdur, ANKA’ya yaptığı açıklamada, bayramda akraba ve dost ziyaretlerinde, bol bol tokalaşıp öpüşüldüğünü ve kalabalık ortamlarda bulunulduğunu hatırlattı ve"Böylece hasta olanların çevresindekilere nezle ve grip virüsü bulaştırmaları için çok olumsuz bir ortam oluşmaktadır. Sevdiklerine bayramda grip ve nezle hediye etmek istemeyen hastaların kesinlikle hiç kimseyle tokalaşıp öpüşmemesi gerekir. Gribin az da olsa ölümle sonuçlandığı unutulmamalı ve konu ciddiye alınmalıdır" dedi. Grip ve nezle olanlara uyarılarda bulunan Prof. Dr. Akdur, şöyle konuştu: "Grip ve nezle olanların akraba ve dostlarına durumu bildirerek ziyarete gitmemesi, kitle ulaştırma araçlarına binmemesi, cemaatle namaz kılmaması daha doğru olur. Bunları yapmak durumunda olanlar bez maske takarak sokağa çıkmalıdır. Hasta olanlar kendine ziyarete gelenleri korumak için mutlaka bez maske takmalı ve durumu bildirerek kendisini ziyarete gelenlerle tokalaşıp öpüşmemelidir." Öksürürken ve hapşırırken dikkatli olunması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Akdur, "Bayramda dost ve akrabalarına grip nezle hediye etmek istemeyenler, öksürürken ve hapşırırken ağzını burnunu kağıt bir mendille iyice kapatmalı, kağıt mendil yok ise ağzını burnunu elleri ile değil kolu ile kapatmalıdır. Her öksürük ve hapşırıktan sonra, kirlenen eller sabunlu bol su ile yıkanmalıdır" dedi.

Alzheimer riski yaş ilerledikçe artıyor

Özellikle unutkanlık belirtisi ile baş gösteren Alzheimer hastalığı, 60 yaşından sonraki dönemlerde sıklık gösteriyor.
Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu kesin olarak bir tedavisi olmayan hastalıkta diğer tıp dışı tedavi yöntemleri ile birlikte erken tanının hastanın sosyal çevreye kazandırılması açısından önemli olduğunu belirtiyor.
Alzheimer hastalığı nedir?
Alzheimer hastalığı halk arasında bunama olarak bilinen, tıp dilinde demans olarak adlandırılan bir hastalık tablosudur. Bunama sebepleri içinde en sık görülen hastalıktır. Hastalık, her yaşta görülebilir ama özellikle 60 yaşından sonraki yaşlarda görülme sıklığı artış gösterir. Kişinin aklını kullandığı bütün alanlarda ilerleyici bir kayıpla giden hastalık tablosudur.
Hastalığı tetikleyen nedenler nelerdir, stresi de bu nedenlerden biri olarak sayabilirmiyiz?
Alzheimer hastalığının kesin nedeni bugünkü bilgilerimize göre bilinmemektedir. Hastalık oluşumunun, belirli genetik eğilimleri taşıyan bireylerde çevresel etmenlerin yardımı ile geliştiği düşünülmektedir. Çevresel etmenlerden en çok suçlananlar; besinlerle geçen ağır metal zehirlenmeleri, viral enfeksiyonlar ve radyoaktivite olarak sayılabilir. Bu faktörlerden hiç birini tek başına neden olarak doğrulayan bir çalışma yoktur, ancak sözkonusu faktörler genel sağlığı bozarak her çeşit hastalıkta olduğu gibi Alzheimer’e da uygun zemini hazırlarlar. Stres genel anlamda bağışıklık sistemini baskılayarak her tür hastalık gelişimini kolaylaştırır. Alzheimer da kronik bir hastalık olarak başlangıç ve gelişim dönemlerinde stresten son derece etkilenir.
En belirgin belirtileri nelerdir?
Başlangıçtaki belirtiler çeşitli olabilir. Hastalık, kişinin eğitim, sosyoekonomik ve gündelik uğraşları ile ilişkili olarak daha önce yapabildiği şeyleri yapamaması şeklinde kendini gösterir. Genel anlamda ilerleyici unutkanlık herkesin dikkatini çeker. İsim ve küçük eşyaların yerlerini unutmak gibi doğal yaşlanma unutkanlıklarını aşar ölçüde unutkanlıklar başlar. Unutkanlık kişinin günlük ilişkilerini etkiler boyuta ulaşır. Kişilik değişiklikleri, alınganlıklar ve başkalarını suçlayıcı ifadeler kullanmalar başlangıç belirtileri olabilir. Alışverişte para üstü alıp vermede ya da alınacak şeylerin unutulmasında yaşanan zorluklar giderek artar. Yön bulma duyusunun bozulması ile yakın çevre dışındaki yerlerde kaybolmalar kendini gösterir. Hastalığın daha ileri evrelerinde, yeni şeyleri öğrenmede yaşanan zorluklar nedeniyle gazete okuma, televizyon seyretme gibi gündelik işlevler yapılamaz hale gelir. Hastalar yapamadıkları ve giderek uzaklaştıkları bu uğraşları “Hep aynı şeyler var, sıkılıyorum, zaten istemiyorum” diyerek geçiştirme eğilimindedirler.
Hastalık kimlerde ve ne sıklıkla görülür?
Cins ayrımı yapmadan her yaş diliminde görülebilir, ancak yaşlanma ile birlikte görülme sıklığı artar. 40 yaşında 100.000’de 40 olan sıklık, 60 yaşında 140, 80 yaşının üstünde 10.000’e kadar çıkar. Damar sertliği öyküsü olan ve tansiyon, şeker, kolesterol yüksekliği olan kişilerde beyin damar yaşlanmasının hızlanması nedeniyle görülme sıklığı ve şiddeti artar. Genetik yatkınlık olmakla birlikte ailede yakın bireylerin Alzheimer olmaları diğer bireylerin riskini çok fazla artırmaz.
Nasıl teşhis edilir?
Hastalığın tanısı klinik olarak konulur. Tedavi edilebilir bunama nedenlerinin uygun laboratuvar görüntüleme yöntemleri ile dışlanması sonucu, gerek nörolojik muayene gerekse nöropsikolojik testler yardımı ile hastanın tablosu isimlendirilir. ‘PET’ ismi verilen beyin hücrelerinin glukoz kullanma hızını ölçen özel bir test yardımı ile özellikle başlangıç evresinde beyin metabolizması değerlendirilerek doğru tanının erken dönemde konulması sağlanabilir.
Hastalıkta erken tanının önemi var mıdır?
Hastalığın tedavisinde kullanılan ve elimizde şu anda bulunan ilaçlar ilerlemeyi durdurucudur ama iyileştirici değildir. Bu nedenle ne kadar erken dönemde tanı konur ise hem ilaçlardan yararlanma, hem de sosyal çevrenin düzenlenmesi açısından yararlı olur.
Hastalığın evreleri nasıl seyreder?
Hastalığın evrelerinin gelişimi tümüyle kişiseldir. Bazı insanlarda çok hızlı seyir gözlenirken bazılarında oldukça yavaştır. Bütün sinir sisteminde görülen dejeneratif hastalıklarda, hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasından önce uzun süreli belirti vermeyen bir dönem vardır. Bu dönemlerde gözden kaçabilecek küçük değişiklikleri yakalamak tanı ve tedavi açısından önemlidir. İleri evrelerde tedavi ve bakım kalitesi sürecin gidiş hızını ve sonunu belirler.
Hastalığın tedavisi var mıdır, varsa nasıldır?
Özellikle erken ve orta evrelerde kullanılmak üzere iki grupta sınıflandırılan ilaçlar vardır. Bu ilaçlar hastalığın ilerlemesini yavaşlatma etkisine sahiptirler. Henüz belirtileri geri çevirecek ilaç yoktur. Bu ilaçların tek başına ya da birlikte kullanımı ile kişiye ve evreye özel tedavi düzenlenir. Özellikle orta ve ileri evrelerde hastanın kendine olan bakımı ve beslenmesi de bozulacağı için, bunların izlenmesi gereklidir. Sağlıklı ve düzenli beslenme, diğer hastalıklardan mümkün olduğunca korunma ve yatağa bağlı hale gelmiş hastalarda özel bakım hizmeti çok önemlidir. Alzheimer hastaları; beslenme bozuklukları, enfeksiyonlar ve nedeni tam olarak bilinmeyen nedenlerle yaşıtlarına göre daha erken ölürler.
Havuç suyu kürünün iyileştirici etkisi var mıdır?
Nedeni iyi bilinmeyen ve kesin tedavisi olmayan tüm hastalıklarda çeşitli tıp dışı tedavi yöntemleri denenmektedir. Bilimsel olarak hasta grupları üstünde denenip etkinlikleri kanıtlanmayan bu yöntemler kullanılarak, hastaların tek tek mucizevi iyileşmeleri umulur. Havuç suyu da bunlardan biridir.
Alzheimer genetik bir hastalık mıdır ya da bulaşıcı mıdır?
Bulaşıcı değildir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Ama kuşaktan kuşağa çok net geçişi yoktur.
Yakalanmamak için alınabilecek önlemler var mıdır? Varsa nelerdir?
Vücut ve zihin sağlığını mümkün olduğunca zinde tutmak çok etkilidir. Özellikle damar sertliğine yol açabilecek aşırı kilo, tansiyon yüksekliği, şeker yüksekliği, hareket azlığı, kolesterol yüksekliği gibi nedenler hastalığa zemin hazırlar. Sağlıklı beslenme, temiz havada bol egzersiz ve özellikle zihni açık tutacak her türlü çalışmaya katılmak koruyucu olarak etkilidir. Yaş ne olursa olsun yeni şeylerin merak edilerek öğrenilmesi zihin sağlığı için çok önemlidir.

Bayramda tatlı yerine dondurma tüketin

Tatlı yerine misafirlerinize dondurma ikram edin.
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu öğretim görevlisi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, Ramazan Bayramı’nda gıda tüketiminde dikkat edilmesi gereken konularla ilgili açıklamalarda bulundu.
Ramazan ayı boyunca değişen beslenme şekli ve öğün sayısındaki azalma sebebiyle kişilerin daha fazla yemek yeme eğilimine girdiklerini söyleyen Ulus, bu durumun sağlık açısından problemlere neden olabileceğine dikkat çekti. Ramazan ayı sonrasında az az ve sık sık besin tüketilmesinin daha doğru olacağını kaydeden Ulus, “Bayram sabahında güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalıdır” diye konuştu.
Özellikle bayramda tatlı tüketiminde ciddi derecede bir artış yaşandığını söyleyen Ulus, tatlı tüketiminde mutlaka dikkatli olunması gerektiğini dile getirdi. Canan Asal Ulus, birdenbire şeker, çikolata, ağır hamur işleri ve tatlıları aşırı tüketmenin, sindirim sisteminde ve diğer organlarda çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceğinin altını çizdi.

25 Eylül 2009 Cuma

Oya Aydoğan ilk siftahını yaptı!

Yeşilçam'ın esmer güzellerinden Oya Aydoğan yeni televizyon programı ile ekranlara geri döndü. Sabah programı Doya Doya ile dün sabah izleyicilerle buluşan Aydoğan ilk siftahını yapmış oldu.

Renkli bir yayın olan ilk programda gündeme özel olarak okulların açılması, ilk okul çocukların piskolojisi, beslenmesi ve annelerin çocukları ile ilgili davranış şekilleri hakkında bilgiler verildi. Programına diyetisyenden astroloğa birçok konuk alan Aydoğan'ın programına Oryantal Nuran Sultan'ın dansı damgasını vurdu. Gökhan Sezen de güzel şarkılarıyla programa ayrı bir ahenk kattı.

İzleyicilerin telefon yağmuruna tuttuğu Oya Aydoğan ilk programına gösterilen ilgiden dolayı çok memun kaldığını söyledi.

Zuhal Topal'ın gözyaşları

Zuhal Topal, canlı yayında karşılaştığı sürpriz karşısında gözyaşlarına mani olamadı. İzdivaç" ekibi Zuhal Topal'a sürpriz bir doğum günü kutlaması hazırladı.
Televizyonun yeni yıldızlarından Zuhal Topal, canlı yayında karşılaştığı bu sürpriz karşısında gözyaşlarına mani olamadı...
Topal'in yeni yaşını stüdyoda bulunan annesi, kızına sarılıp "İyi ki seni dünyaya getirmişim.." şeklinde konuşarak kutlayınca Zuhal Topal gözyaşlarına boğuldu

Polat güvenlik müsteşarı oluyor

Yeni kanalında görücüye çıkan Kurtlar Vadisi Pusu'da heyecan geçen sezon kaldığı yerden devam etti. Sezon finalinde Başbakan'ı kurtarmak isterken vurulan Polat Alemdar, bu sezon karanlık hesaplar içerisindeki Gladio ile mücadele etmek için görevlendiriliyor. İhtiyarların desteklediği Polat Alemdar'a suikasttan yaralı kurtulan Başbakan tarafından Güvenlik Müsteşarlığı görevi teklif edildi.

Cezaevinde müsteşarlıktan alınan İskender Büyük ile karşılaşan Polat Alemdar, can düşmanının işbirliği teklifiyle karşılaştı. Bu arada adamlarını hapishaneden kurtarmak isteyen Polat Alemdar, yine Cevat'ın kurduğu pusuya düştü.

Bihter ve Adnan'ın arasına uçurum giriyor

Kanal D'nin sevilen dizisi 'Aşk-ı Memnu' dizisinde geçen hafta Beşir'in gördüklerini Adnan Bey'e anlatmaya hazırlanması, herkesin yüreklerini ağzına getirmişti.

Behlül ve Bihter'i saran korkuya rağmen yine beklenen olmadı ve Beşir, Adnan Bey'e yasak aşıkları gördüğünü anlatamadı.

Şimdilik bu sırrı saklamaya çalışan Beşir'den şüphelenen Bihter de derin bir nefes aldı.

Behlül Amerika'ya giderken, Adnan, çocuklar ve Bihter ise tatile çıktı. Teknede tatil yapan Bihter, yasak aşkını özlerken, Behlül'ün Central Park'ta koşarken ki görüntüleri ekrana geldi.

Sürekli Behlül'ü arayan Bihter, artık aşkını saklamadan itiraf etmekten de çekinmemeye başladı. Bu arada Adnan Bey'den gittikçe uzaklaşan Bihter'in tavırları Adnan Bey'i de şüphelendirdi.

Karısına bir türlü yanaşamayan Adnan Bey'in öfkesi gittikçe büyüdü. Bihter,her gece bir başka bahane ile kocasını geçiştirdi. Bu durum nedeniyle sabrı taşan Adnan Bey, bir toplantı bahanesiyle tatili erken bitirdi ve eve döndü.

Bihter'e soğukluğunun nedenini soran Adnan Bey, yine tatminkar bir yanıt alamayınca, daha da sinirlendi.

Gözü Behlül'den başkasını görmeyen Bihter, yasak aşkını özlemeyi sürdürürken kocasıyla arasını da iyice açtı.

Bu arada Bihter'e sürpriz yaparak erken dönen Behlül, buluşabilmeleri için bir de ev ayarlamakta gecikmedi.

Sabrı taşan Adnan Bey ise genç ve güzel karısının kendisine karşı soğuk davranışlarına anlam veremese de kabullenmek zorunda kaldı. Ancak bir gece daha fazla dayanamayan Adnan Bey, Bihter'i birlikte olmaya zorladı.

Bu olaydan sonra ikilinin arasına giren uçurum daha da büyüyecek.

Bakalım, Bihter ve Behlül aşkı tam gaz sürerken, Adnan Bey gerçekleri ne zaman öğrenecek? İzleyip hep birlikte göreceğiz...

KAT KARŞILIĞI DİZİ ÇEKİMİ

Gold Film’in Kanal D için dev bir prodüksiyonla Adana’da çektiği “Hanımın Çiftliği” dizisi, özellikle 1 milyon dolara sıfırdan yaptırılan eviyle dikkat çekmişti. Milliyet cafe'nin haberine göre; Gold Film’in sahibi Faruk Turgut, büyük bir çiftlik arazisinin sahibiyle anlaşıp varolan çiftlik evini yıktırdı, yerine yenisini yaptırdı. Ancak dizi bittiğinde bu evin akıbetinin ne olacağı merak konusu oldu. Bu soruya yanıtı yapımcı Faruk Turgut verdi ve evi, çiftliğin sahibine bırakacaklarını açıkladı. Turgut, “Bizim için oradaki evin yıkılmasına müsaade etti. O da onun hakkıymış. İyi günler yaşar umarım” dedi.

Sultanlar set vermedi!

-TÜRKİYE: 3 - FRANSA: 0

Salon: Centennial Hall
Hakemler: Geer Blyaert (Belçika), Yury Bakunovich (Belarus)
Türkiye: Deniz, Bahar, Neslihan, Naz, Esra, Eda (Nihan, Gizem, Gözde )
Fransa: Lienard, Faesch, Baver, Rybaczewski, Orle, Szewczykb (Overar, Ortschitt, Djilali )
Setler: (25-22, 25-9, 25-15)
Süre: 71 dakika (28, 20, 23)

26. Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonası, Polonya'da başladı. Türkiye, (B) Grubu'ndaki ilk maçında Fransa'yı 3-0 yendi.

Wroclaw kentindeki Centennial Hall'da yapılan karşılaşmanın sadece ilk setinde çekişme yaşanırken, diğer setlerde zayıf rakibine karşı çok rahat bir oyun çıkaran (A) Milli Takım, sonuca kolay ulaştı. (B) Grubundaki ilk maçında 3-0 set kaybı yaşamadan galip gelen (A) Milliler, şampiyonaya iyi bir başlangıç yaptılar.

Türkiye, Fransa karşısında ilk seti 25-22, ikinci seti 25-9, üçüncü seti ise 25-15 önde tamamladı. (A) Milli Takım'da, Neslihan'ın ilk set dışında 2. ve 3. setteki hücumları yerini buldu. Ayrıca, Eda ve Deniz'in etkili smaçları ve savunmada Esra'nın çabaları sonuç verdi ve karşılaşma Türkiye'nin 3-0 üstünlüğüyle son buldu.

(A) Milli Takım, (B) Grubundaki 2. maçında Cumartesi günü TSİ 16.00'da İtalya ile karşılaşacak.

GS-FB 4 hafta ileride!

Turkcell Süper Lig çok ilginç bir sezona sahne oluyor. Zirve yarışında yalnız kalan iki ezeli rakip, şimdiden en yakın rakibine 6 puan fark attı. Trabzonspor sert bir düşüş yaşarken, son şampiyon Beşiktaş ve geçtiğimiz 2 sezonun flaş ekibi Sivasspor ise bir türlü kötü gidişe 'dur' diyemiyor.

Çifte şampiyonluk yaşadığı geçen sezona 2'de 2 ile başlayan Kara Kartal, bu sezon aynı puana ancak 6 haftada ulaştı. Geçen sezon ilk 2 maçında rakip fileleri 5 kez havalandıran siyah-beyazlılar, bu sezon 3 golle ligin en az skor üreten 4 takımdan biri konumunda. Bülent Uygun'lu Yiğidolar ise başarılı olan takımı bozmanın sancılarını yaşıyor. Avrupa'ya erken havlu atan Sivas, ligde 6 maçta bir puan kazandı ve 4 kez gol sevinci yaşadı. Oysa kırmızı-beyazlılar, geçen sezon bu dönemde 11 puan elde etmişti. Son haftalara kadar kovaladığı şampiyonluğu üst üste aldığı kötü sonuçlarla kaptıran Trabzonspor da inişe geçen takımlardan. Geçen sezon bu dönemde 15 puanla lider olan bordo-mavililer, şimdi 10 puanla 4. sırada.

Galatasaray ve Fenerbahçe için de tablo geçen yıla oranla çok farklı. Ancak ezeli rakipler için bu farklılık iyi yönde seyrediyor. Rijkaard'la yoluna kayıpsız devam eden ve gözünü Fener'in gol rekoruna diken Aslan, Skibbe yönetiminde 10. hafta sonunda 17 puana ulaşmıştı. Oysa sarı-kırmızılılar, bu sezon şu anda 18 puanla liderlik koltuğunun sahibi. F.Bahçe ise Luis Aragones'le hezimet yaşadığı geçen sezonun 10 haftası sonunda 16 puan toplayabilmişti. Sarı-lacivertliler, bu sezona maksimum puanla başladı ve averajla ikinci sırada yer aldı. Daum'la yeni bir kimliğe bürünen Kanarya, geçen yıl 8 olan gol sayısını yüzde 50 artırarak 12'ya çıkardı.

Bursaspor da geçen sezon segilediği performansın gerisinde kalan takımlardan. Geçen yıl 6 maçta 15 puan toplayarak dikkati çeken Bursa temsilcisi, bu sezon 10 puanda kaldı. Geçen yılın flaş takımlarından Eskişehirspor ise grafiğini yukarı çeken ekiplerden. Geçen sezon 6. hafta sonunda 6 puanda kalan E Es, bu sezon 12 puanla 3. sıraya kadar yükseldi. G.Saray, F.Bahçe ve Eskişehir ile birlikte Gençlerbirliği, İstanbul Belediye ve Antalyaspor da performanslarını yükselttiler.

Bordeaux'nun Aslan sıkıntısı!

Fransız kulübünün başkanı Jean-Louis Triaud, "Ne zaman kura çeksek G.Saray çıkıyor. Artık 'Yine mi Galatasaray?' demek istemem" yorumunu yaptı.

Alanzinho'dan tepki!

Turkcell Süper Lig'de 7. hafta maçında Trabzonspor ile Gençlerbirliği karşı karşıya geldi. Bordo mavili takımın teknik direktörü Hugo Broos, ikinci yarının başında oyuna sürdüğü Alanzinho'nun performansından memnun olmadı ve 81. dakikada oyundan aldı.

Alanzinho, uzun bir aradan sonra kadroya dahil olan Yattara yerini bırakırken sinirli bir şekilde oyundan çıktı. Yedek kulübesinin arkasından dolaşan Alanzinho, formasını çıkartıp ve fırlatarak Broos'u bu şekilde protesto etti. Ardından soyunma odasının yolunu tutan yıldız futbolcu, saha içinden geçerek oyun kurallarını ihlal etti.

"Hala yenilmedik"

Doll, Trabzonspor maçı sonrası düzenlediği basın toplantısında, oyunun başındaki hatalarıyla yedikleri golleri kendilerinin hazırladığını belirterek, ''Bir türlü önce biz uyanamıyoruz. Yine yediğimiz golleri oyunun başındaki hatalarımızla biz hazırladık. Fakat ikinci yarıda oyuncularımın gösterdiği performanstan son derece memnunum'' diye konuştu.

Trabzonspor karşısında ikinci yarıdaki iyi futbol ve mücadele gücüyle 2-2'lik skoru yakaladıkları için mutlu oldukların ifade eden Doll, toplantıyı terk ederken basın mensuplarına dönerek, ''Hala yenilmedik'' dedi.

24 Eylül 2009 Perşembe

Hangi tarayıcı daha iyi?

Hangi tarayıcı daha iyi?

Farklı bir internet tarayıcı testi...

Web tarayıcı testleri bugüne kadar hep Windows altında yapıldı. Ama bu test diğerlerinden çok farklı.

Bugüne kadar "hangi tarayıcı daha iyi?" sorusuna cevap ararken hep Windows platformunun baz alındığını gördük. Ancak herkes Windows kullanmıyor; MacOS X kullanıcılarının sayısı da hiç az değil. MacLife sitesi de bu gerçekten yola çıkmış ve MacOS X altında hangi tarayıcının daha iyi olduğunu belirlemek için bir dizi test yapmış. Şimdi gelin bu teste göz atalım ve MacOS X altında hangi tarayıcının daha iyi olduğuna birlikte karar verelim...

İnternet tarayıcıların motorları ham HTML, CSS ve JavaScript'leri işleyerek gördüğümüz internet sayfalarına dönüştürüyorlar. Mac üzerindeki tarayıcılar genellikle Mozilla Gecko ve Webkit motoru kullanıyorlar. Opera ise kendi Presto motorunu kullanıyor.

Test yazılımları ve sistemleri

Performans ölçümünde Dromaeo JavaScript testi, Apple'ın SunSpider paketi ve Google'ın V8'i kullanıldı. İşlemci ve hafıza kullanımı ise iStat Pro ile takip edildi.

İlk test platformu 2.66GHz Quad-Core Intel Xeon işlemciye, 8GB SDRAM belleğe sahip, OS X 10.5.7 kurulu bir Mac Pro. İkinci test platformu ise 2.8GHz Intel Core 2 Duo işlemciye, 8GB SDRAM belleğe sahip, OS X 10.5.7 kurulu bir MacBook Pro. Elbette testlerde temiz kurulumu yapılmış bir internet tarayıcıyla, uzun vade kullanımdaki sonuçların farklı olacağını unutmamak lazım.

Gecko ve Webkit

Mozilla Gecko tabanlı güncel internet tarayıcılar:
Firefox 3.5.1: Bir zamanlar sadece bir alternatifti ama şimdi eklentileri sayesinde yaygın bir kullanıma kavuştu.
Flock 2.5: Sosyal özellikleriyle kendisini diğerlerinden ayıran bir internet tarayıcıdır.
Camino 1.6.8: Mac'ler için elden geçirilmiş Firefox'tur.

Webkit tabanlı güncel internet tarayıcılar:
Safari 4.0.2: Apple'ın kendi internet tarayıcısı.
Stainless 0.6.5: henüz geliştirilmekte olan bu tarayıcı ilginç teknik özelliklere sahip.
Cruz 0.2: Aynı anda pek çok işlem yapmak isteyen sosyal ağ kullanıcıları için geliştirilen bir internet tarayıcıdır.

Henüz tam sürümü çıkmamış olan tarayıcılar çeşitli özellikleri eksik olduğu için daha hızlı çıkabiliyor. Bu yüzden test sonuçlarına dahil edilmedikleri yerler var.

İspanya İsrail'e öyle bir şamar attı ki

İspanya İsrail'e öyle bir şamar attı ki

İspanya, akademik bir yarışmaya katılan bir grup İsrailli akademisyeni ihraç etti.. Bu ağır tokadın sebebine gelince...

Filistin topraklarında üniversite inşa eden İsrail'e İspanya'dan ağır bir tokat geldi. İspanya, AB politikaları hatırlatarak Batı Şeria'da bulunan İsrail üniversitesi akademisyenlerini ihraç etti. AB Batı Şeria'daki İsrail yerleşkelerine karşı çıkıyor.

İspanya, güneş enerjisi tasarımlarına ilişkin bir yarışmaya katılan bir grup İsrailli akademisyeni, üniversitelerinin Batı Şeria'da bulunması nedeniyle ihraç etmesine karar verdi.

İspanya İskan Bakanlığı yetkilisi, İsrail'in Batı Şeria'daki inşaat faaliyetlerine karşı çıkan AB politikasıyla aynı çizgide hareket ettiklerini ve bu doğrultuda, Batı Şeria'daki Ariel Üniversitesinden gelen İsrailli akademisyenlerin yarışmadan diskalifiye edildiğini söyledi.

YARIŞMANIN SPONSORU ABD ENERJİ BAKANLIĞI

Yarışma, ABD Enerji Bakanlığının sponsorluğunda yapılıyor. İsrail, tüm eleştirilere rağmen Batı Şeria'daki yerleşim projelerine devam etmek ve bu politikasıyla Filistin tarafıyla barış görüşmelerinin önünü tıkamakla suçlanıyor.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Batı Şeria'daki inşaatlar devam ettiği sürece İsrail ile görüşmeyi kabul etmeyeceklerini söylemişti.
Yumuşak doku tümörlerine karşı ısı terapisi

Bilim adamları, yumuşak doku tümörlerine (sarkomlar) karşı ısı terapisi uygulamasının tedavi şansını artırabildiğini belirledi.

İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, Münih Üniversitesine bağlı Klinikum Grosshadern Tıp Merkezinde görev yapan bilim adamları, bu metodun uygulandığı hastaların iyileşme ve hayatta kalma olasılıklarının yüzde 30 oranında arttığını tespit etti.

Onkolog Prof. Dr. Rolf Issels tarafından geliştirilen teknik, hastanın kemoterapi tedavisine de daha iyi yanıt vermesi olasılığını iki kattan fazla artırıyor. Terapide tümörün içindeki ve çevresindeki dokunun ısınmasını sağlayacak elektromanyetik bir enerjinin kullanıldığı bildirildi.

Araştırmaya göre, ısı sadece tümörlü hücreleri öldürmekle kalmayıp, bu hücreleri daha zayıf kılarak ve kan akışını artırarak kemoterapi tedavisinin daha etkili olmasına da yardımcı oluyor.

Avrupa ve ABD'deki değişik merkezlerde 1997 ile 2006 yılları arasında tedavi gören hastalığı ilerlemiş 341 kişinin yer aldığı 3 aşamalı araştırmada, hastaların yarısına kemoterapinin yanı sıra ısı terapisi de uygulandı. 34 aylık bir izleme sürecinin ardından toplam 153 hasta yaşamını yitirirken, ısı terapisi gören hastalar arasında ölüm oranı,sadece kemoterapi tedavisi görenlere nazaran yüzde 44 azaldı.

Bilim adamları, araştırmanın bir sonraki aşamasında, ısı terapisinin bağışıklık sistemini geliştirmede ve kanser tedavisinde daha etkin bir rol alıp alamayacağı üzerinde durulacağını bildirdi.
Google'ın lüksle mücadelesi!

Lüks markaların Google'la savaşı.

Google'ın başını ağrıtan ilginç "anahtar kelime" davası bakın nasıl gelişti, nasıl sonuçlandı?

Avrupa Birliği avukatlarından birine göre Google'ın kullanıcılara anahtar kelime satması telif hakları ihlaline yol açmıyor. Marka ve patent hakları satın alınmış ürünlerin anahtar kelimelerinin Google'da satılması konusundaki dava Google'ın lehine gelişti.

Luis Vuitton, Moet & Changon ve Hennessy gibi markalara sahip olan ve Lüks ürünler üreten LVMH, Google'a kendi markaları üzerinden para kazandığı gerekçesiyle dava açmıştı. Davanın açılmasına sebep olan olay ise taklit ürünler üretenlerin Google'da markayla ilgili anahtar kelimelere reklam vermesi olmuştu. Bu taklit üreticiler arama sonuçlarının yanında yer alan Google reklamları sayesinde orijinal ürün arayanlara kendi mallarını da satmayı başarıyordu.

Avrupa Adalet Divanı yaptığı açıklamada Google'ın hatalı olmadığını açıkladı ve Google suçlanmadı. Google anahtar kelimelere odaklı reklam satışıyla büyük gelir elde ediyor ve bu davanın sonucunda Google'ın uygulaması değişmeyecek. Google marka isimlerinin de reklamlarını satmaya devam edecek.

Kızlarını Facebook'tan arıyor

Kızlarını Facebook'tan arıyor

Ailesi okulların açılmasına bir gün kala evden kaçan 15 yaşındaki Dilara'yı aramak için seferber oldu.

İzmir'in Karşıyaka İlçesi'nde eğitimine 1 yıl ara verdikten sonra bu yıl yeniden okumak için kayıt yaptıran 15 yaşındaki D.Ö., okulların açılmasına 1 gün kala kayıplara karıştı. Kızının internetteki sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki adresinde, 148 arkadaşı olduğunu belirleyen baba Ergün Özdemir, tek tek kayıtlı kişileri araştırıp bağlantı kurarak kızını bulmaya çalıştı. Özdemir, “Kendi isteğiyle okuldan aldık, kendi isteğiyle okula gönderdik, nasihat ettim sonra kaçtı” dedi.

Geçen yıl ilköğretim okulunu bitiren D.Ö. lise eğitimine başlamadan önce, erkek arkadaşı olduğunu bu nedenle de okumak istemediğini söyleyerek ailesinin ısrarına rağmen kaydını dondurdu. Dilara, 1 yılın ardından karar değiştirip okumak istediğini söyleyince baba Ergün Özdemir tarafından yeniden kayıt ettirildi.

Okul ihtiyaçları giderilen, yeni okul üniforması diktirilen D., dün babası Ergün Özdemir'in, hayatında yeni bir sayfa açtığı bu nedenle mücadele edip okuması yönündeki nasihatlarını dinledikten sonra bu kez evden kaçtı. Kızını aramalarına rağmen bulamayan Ergün Özdemir, polise kayıp başvurusunda bulundu. Babanın şikayeti üzerine D'nin erkek arkadaşının polis tarafından ifadesine başvurulurken onun yanına da gitmediği belirlendi.

FACEBOOK'TA ARAMAYA BAŞLADI

Kızının gidebileceği tüm yakınlarının ve arkadaşlarının evlerine giden ancak bulumayan Ergün Özdemir, son çare olarak kızı D.'nin Facebook paylaşım sitesindeki adresine girdi. Kızının sitede arkadaş olarak eklediği 148 kişiye tek tek mesaj atıp ulaşmaya çalışan Ergün Özdemir, kızının hayatından endişe ettiğini söyledi. İnşaat takip işleri yapan Ergün Özdemir, “Her istediğini yaptık, kendi isteğiyle okuldan aldık ve yine kendi isteğiyle okula gönderdik, birlikte oturup gelecekle ilgili nasihatlarda bulundum. Daha sonra işe gittim. Ortanca kızımdan D'nin kaçtığını öğrendim. Aramadık yer bırakmadım. Tanıyanların yardımını bekliyorum.”

Şeker hastalarına yeni umut

MONTREAL (A.A) – Montreal Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyelerinden Pierre Haddad, bir süreden beri üzerinde çalıştığı bilimsel araştırması ile ilgili yaptığı açıklamada, yabanmersini suyunun şeker hastası farelerde hastalığın ilerlemesini durdurduğunu söyledi.

Yabanmersini suyunu, aynı meyvenin yapraklarından elde ettiği bir bakteri ile transformasyona tabii tuttuğunu anlatan Profesör Pierre Haddad, bu sayede son derece gelişmiş ve etkili bir antioksidan bulduğunu belirtti.

Elde ettiği antioksidanı, ileri derece şeker ve şişmanlık hastası olan fareler üzerinde denediğini ifade eden Haddad, farelerdeki kritik değerlerde seyreden kan şekeri seviyesinin normale döndüğünü ve ayrıca şişmanlığın ilerlemesinin de yavaşladığını kaydetti.

Profesör Haddad, yabanmersini suyunun kan şekeri seviyesi ve şişmanlığı önlemesinin bilimsel değerlerini belirleyebilmek için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu ve bu aşamanın tamamlanmasının ardından denemenin insanlar üzerinde yapılacağını sözlerine ekledi.

Yeni bir virüs bulundu

Güney Afrikalı doktor Nivesh Sewlall tarafından ABD’nin San Francisco kentinde düzenlenen yıllık tıp konferansında sunulan çalışmada, kökeni bilinmeyen virüsün 2008’de Güney Afrika’da görüldüğü belirtildi.

Yetkililerden yapılan açıklamada, virüsten ilk etkilenen kişinin Zambiya’nın başkenti Lusaka’da turist rehberliği yapan bir kadın olduğu ve bu kişinin uçakla Johannesburg’daki bir hastaneye getirildi. Tedavi esnasında bu hastanın yanı sıra tedavisiyle ilgilenen 3 kişi hayatını kaybetti.

Türk doktorlardan büyük başarı

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde geliştirilen yöntemle diyabetik ve nörolojik hastalıklar sonucu iyileşmeyen ve uzuv kesimine giden yaraların iyileştirilmesine ilişkin olumlu sonuçlar elde edildi. Yöntemin, Türkiye’de ilk olduğu bildirildi.

DEÜ Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyeleri Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu ile Doç. Dr. Önder Baran’ın geliştirdiği “kemik iliğini uyarma” yöntemi sayesinde 6 ve 20 yıldır yaraları iyileşmeyen ve bacakları kesilme noktasına gelen 2 hastada düzelme sağlandı.

İyileşmeyen yaralar iyileşti

Prof. Dr. Havıtçıoğlu, nörolojik kökenli hastalıklarda ya da şeker hastalarında, iyileşmeyen yaralarda, burger denilen damarsal bazı yaralarda, kemik iliğini uyararak yaranın ilerlemesini durdurduklarını belirterek, şöyle konuştu: “Yaptığımız klinik çalışmalarda kemik iliğinin uyarılmasıyla birlikte yaraların daha çabuk iyileştiğini gördük. Bunun üzerine kemik iliğini uyarıp, yaranın iyileşmesini sağlamak için halkalar uygulamaya başladık. Bunun için de kemik iliğine teller gönderip, her gün telleri belli oranda geri çekerek, kemik iliğini uyarmaya çalışıyoruz. Kemik hücrelerinin yeniden oluşması ve yapılanmasıyla birlikte kan dolaşımının daha uç noktalara gitmesine yardımcı oluyoruz. Kemik iliğiyle birlikte kan dolaşımı da artarak, yaralar hızla iyileşiyor.” Dünyanın bu tip yaraların ilerlemesine engel olmak için arayış içerisinde bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Havıtçıoğlu, “Bu yöntem Türkiye’de ilk, dünyada da şu ana kadar böyle bir uygulamanın yapıldığını duymadık” dedi.

Hamburger 3 gün sonra bile acıktırıyor

Araştırmacılar, hamburger gibi sağlıksız yağları ihtiva eden yiyeceklerin doğrudan beyni uyararak, "bize yeteri kadar yediğimizi söyleyen alarm sistemini kapattığını" gösterdiler. Journal of Clinical Investigation dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, bunun sonucunda açlığımız yatışmıyor ve daha da fazlasını yeme hissine kapılıyoruz.

Bunun etkisi o kadar güçlü ki, cuma günü yenilen bir hamburger üç gün sonraki açlık hissinin sorumlusu olabiliyor. Araştırmayı yapan Dr. Deborah Clegg, "Normalde vücudumuz yeteri kadar doyduğumuzu bize söyler, ancak bu her zaman, iyi bir şeyler yediğimizde geçerli değildir. Bu araştırmada, bir kişinin tüm beyin kimyasının çok kısa bir zamanda değişebileceğini gösterdik" dedi.

Teksas Üniversitesinden Dr. Clegg, yaptığı bir dizi deneyde, doymuş yağların, vücudun bize ne kadar aç olduğumuzu ve yeteri kadar yeyip yemediğimizi söyleyen sistemini kapattığını belirledi.

Bu yağların, beynin vücuda, iştahı düzenleyen leptin ve insülin hormonlarından gelen bilgiyi gözardı etmesi yönünde mesaj gönderdiği belirtildi.

Dr. Clegg, "Bulgularımız şunu gösteriyor: Yağ oranı yüksek bir şey yediğinizde insülin ve leptine dirençli hale gelirsiniz ve beyniniz size yemek yemeyi durdurmayı söylemediği için de çok fazla yersiniz" dedi.

Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu etkinin üç gün sürdüğünün saptandığı belirtildi.

Araştırmacılar, palmitik asid adlı yağ türünün beyni aldatmada özellikle usta olduğunu belirttiler. Tereyağı, peynir, süt ve sığır eti bu asidin bulunduğu gıdalardan bazıları.

Sağlık deposu pepino

SAMSUN (İHA) - Türkiye'de yeni yetiştirilmeye başlanan tropikal egzotik meyve pepino, yüksek potasyum oranı ile kan şekerini düşürüyor, A, B ve C vitaminleri ile kansere ve kalp krizine karşı koruyor.

Anavatanı Güney Amerika olan ve son yıllarda Türkiye'de yetiştirilen pepino, kavun, muz ve ananasa benzeyen tadıyla büyük ilgi görüyor. Kavuna benzeyen meyve, içerdiği yüksek potasyum oranı nedeniyle kan şekerini düşürüyor. A, B, ve C vitaminleri ile kanser ve kalp krizine karşı koruma sağlıyor. Kanser hücrelerinin yok olmasında büyük etki sağladığı ve kolesterolü düşürdüğü bildirilen pepino, hücre yenileyici özelliğiyle çocukların gelişiminde, C vitamini deposu olma özelliğiyle vücut direncini

artırmada, kalsiyum bakımından zenginliğiyle ağrıların giderilmesine katkı veriyor. Böbrek kumunda etkili olduğu kadar anemi hastalarına fayda sağlayan pepino, cinsel duyguları veya isteği uyaran etkisi bulunuyor. Sağlık deposu meyve uyku düzenini dengede tutması, menopoz döneminde yaşanan psikolojik sorunlarda olumlu etki yapması ve içerisinde K vitamini bulunduğundan kanın pıhtılaşmasını da kolaylaştırıyor. Çocuklarda kemik gelişimi sağlayan pepino, cilt bakımı içinde kullanılabiliyor. Faydaları

bitmeyen pepinonun, parkinson hastalığı, şeker hastalıkları, dalak yetmezliği (tromoksin), bağırsak kanseri, gen hastalığı, mide rahatsızlığı, anemi hastalığına da iyi geldiği öğrenildi.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Açılıma Hülya Kapanımı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, “Kürt açılımı”na ilişkin değerlendirmeleri nedeniyle sanatçı Hülya Avşar hakkında, “Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle soruşturma açtı.

Hürriyet’e konuşan Avşar, “Bunu, hayatımda bana yapılmış en büyük hakaret olarak düşünüyorum. Bu açılım değil, kapanış oldu” dedi

SANATÇI Hülya Avşar’ın “Kürt Açılımı”na ilişkin değerlendirmelerinin, “Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle hem Avşar hakkında hem de röportajı yapan Milliyet Gazetesi muhabiri Devrim Sevimay hakkında soruşturma açıldı. Avşar, “Demokratik bir ülkede olduğumuzu düşünerek bunları konuştum. Soruşturma, bana yapılmış en büyük hakaret” dedi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, “şüpheli” olarak kendisini ifadeye çağıran daveti Avşar’a, dün sabah kızı Zehra’nın ilk Anıtkabir ziyareti için Ankara’ya hareket etmeye hazırlandığı sırada ulaştı. Avşar, dün öğle saatlerinde Ankara’ya gelerek, kızı Zehra ve yeğeni Hazar Atak ile birlikte Anıtkabir’i ziyaret etti. Anıtkabir kafeteryasında Hürriyet’in sorularını yanıtlayan ve tepkisini, “Çağrıyı aldığımda birkaç defa okuma ihtiyacı hissettim. Genelde okuduğumu bir defada anlarım. İnanamadım. Nasıl böyle bir şey olabilir diye” sözleriyle dile getiren Avşar’ın değerlendirmeleri şöyle:

Bana hakarettir

Türkiye’de hiçbir şey demokratik değil ki açılım yapılsın. Benim çocukluk günlerimi anlattığım bir röportajdı. Ne demişler; Halkı kin, nefret ve düşmanlığı tahrik etmek. Bunu, benim hayatımda bana yapılmış en büyük hakaret olarak düşünüyorum. Bu durumda nasıl demokrasiden bahsedilebilir Türkiye’de?

Açılımın ne olduğunu bilmiyoruz Türkiye olarak. Zaten daha bizim mercilerimiz de açılımın ne olduğunu bilmiyorlar. Demokrasiye izin verilmiyor. Benim yaptığım röportaja bu şekilde bir tepki gösteriliyorsa ne Kürt açılımı yapılabilir, ne demokratik açılım yapılabilir. Demokratik bir ülkede yaşamıyorsun ki açılımı yapalım.

Demokratik sandım

O röportajımda, barışa ve hayata güzel bakmanın ne olduğunu, nereden nereye geldiğimizi anlatıyorum, ki ben bunların hesabını vermek zorunda değilim. Bunun tam aksini de anlatıyor olabilirdim. Demokratik bir ülke olduğumuzu düşünerek bunları konuştum. Bugüne kadar ilk kez böyle bir röportaj verdim. Bizim ülkemiz demokratik bir ülkedir diyerek bu röportajı yaptım ve başıma gelene bakın.

(Öykünüzü anlatmaya devam edecek misiniz sorusu üzerine) Buna devam etmemem için benim yok olmam lazım. Ben ortadan yok olayım, o zaman devam etmesin. Bu gerçek. Bana göre şu bana yapılan Kürt açılımının tamamen kapatılmasıdır. Bu, açılım değil kapanış oldu. Ben, Türkiye’de bir sanatçının kendini oturup anlatmasıyla ilgili cumhuriyet savcılığından kin, nefret düşmanlık falan diye bir hakaretle, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etmek suçu diye bir şey yazılıyorsa, bence bu ülkede demokratik açılım, Kürt açılımı falan konuşmasınlar.

Başbakan’ın bilmediği

Bu tamamen başbakanımıza yöneltilen bir şey değil. Belki başbakanımız çok iyi niyetli olabilir, ama maalesef daha bilmediği merciler anlamında... Önce dönüp mercilerimiz ne alemde, demokratik durum var mı, insanlarımıza hakikaten demokrat bir şekilde yaklaşabiliyormuyuz, insanlar özgür mü; daha bunun farkında değiller, inanıyorum.

Memeyi bir kez verip çekemezsin

SANATÇI Hülya Avşar, 24-25 Ağustos’ta Milliyet’te Devrim Sevimay’a verdiği röportajda hükümetin Kürt açılımı ile ilgili çalışmasını değerlendirmişti. Annesinin Türk babasının Kürt kökenli olduğunu anlatan Avşar, özetle şunları söylemişti:

Demokratik açılım meselesinden ben çok korkuyorum. Korkuyorum, çünkü bu öyle bir mesele ki, artık dönüşü yok. Bu işe başladıysanız bitirmek zorundasınız. En azından başarmaya doğru gidildiğini hissettireceksiniz. Aksi halde bu yeni doğmuş bebeğin ağzına memeyi verip en güzel anında çekmeye benzer, ki bu çok tehlikeli. Çünkü o zaman ne olur o bebek? Kıyameti koparır, olay çıkarır. Ne zaman ki sen yine o memeyi ağzına verirsin ya da başka bir meme; ancak o zaman susar, başka türlü kurtulamazsın artık.

Türkler bu ülkenin bölünmemesini istiyor. Topraklarını, milletlerini korumak istiyor. Buna da sonsuz hakları var ama yöntem hataları yaptıklarını kabul etmeliler. Ben de sonuna kadar Türküm; ama bu Kürtleri yok saymak, onlara etnik baskı yapmak anlamına gelmemeli. Yıllardan beri Anayasa’yı değiştiriyorlar, bir kez de barış için değiştirsinler.

Sadece acırım ona, (Öcalan’ı kastediyor) o kadar. Aslında insanlara kızmak, yargılamak zamanı da geçti artık.

Siz çağırdınız diye yıllardır dağlarda yaşayan insanlar “Lay lay lom” diyerek inmeyeceklerdir.

4.5 yıl istenecek

Soruşturma sonunda hakkında dava açılması durumunda Avşar, TCK’nın 216. maddesindeki, “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüyle yargılanacak. Avşar, bu suçu basın yoluyla işlediği için TCK’nın 218. maddesine göre, ceza istemi yarı oranında artırılacak. Bu durumda dava açılması halinde Avşar, 1.5 yıldan 4.5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

Bayram ziyareti

Hülya Avşar, kızı Zehra ile dün Anıtkabir’i ziyaret etti. Avşar, ezbere bildiği yerleri Zehra’nın da görmesini istediğini söyledi. Avşar, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında soruşturma açıldığını gösteren çağrı kağıdını Hürriyet muhabiri Turan Yılmaz’a gösterdi. 22.09.2009 02:20 [1763595]

Ünlü Muhabir Logan Türkiye Sularında

ABD’nin en çok izlenen televizyon kanallarından biri olan CBS News’un ünlü muhabiri Lara Logan, Türkiye’nin sualtı zenginliklerini tanıtmak amacıyla Bodrum’a geldi.

İlçede kameramanları ile bir hafta kalan ve tüplü dalış yapan Logan, Ege ve Akdeniz’deki tarihi batıkları ‘60 Minutes’ (60 dakika) programında Dr. Robert Ballard ve Bodrum ve Karya Bölgesi Kültür Tanıtım ve Sanat Vakfı (BOSAV) Başkanı Tufan Turanlı ile birlikte tanıtacak. CBS News’ta önümüzdeki Ocak ayında yayınlanacak programda, Ege ve Akdeniz’de bulunan Knidos, Doğu Roma Batığı, Yassıada batıklarının da aralarında bulunduğu 12 batığa yer verildi. ‘Türkiye’nin Sualtı Hazineleri’ programını ABD’de yaklaşık 20 milyon kişinin izleyeceği belirtildi.

Hülya Avşar'a Dava Desteği

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı Ahmet Abakay, Milliyet Gazetesi'ne "Kürt açılımı' hakkında konuşan Hülya Avşar hakkında "Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla soruşturma açılmasına tepki göstererek "Hülya Avşar röportajında, farklı kökenlerden geldikleri için anne-babasını reddettiğini mi açıklasaydı, salt bu nedenle onlardan nefret ettiğini mi söyleseydi? Savcı bunu mu bekliyordu?" diye sordu.
Abakay, Hülya Avşar hakkında soruşturma açılmasını ANKA'ya değerlendirdi. Hülya Avşar'a açılan davanın, topluma, "her şeyi konuşamazsın" ya da "konuşma" tehdidi olduğunu ifade eden Abakay, Hülya Avşar'ın röportajında Türkiye'deki pek çok ailede yaşanan etnik ayrılıklı gerçeği, bilinen bir durumu hatırlattığını ve konuşmasının barışçı bir içeriğe sahip olduğunu belirtti. "Hülya Avşar röportajında, farklı kökenlerden geldikleri için anne-babasını reddettiğini mi açıklasaydı, salt bu nedenle onlardan nefret ettiğini mi söyleseydi? Savcı bunu mu bekliyordu?" diye soran Abakay, Avşar'ın söylediklerinin barışçı ve birleştirici olduğunu, asıl bölücü ve kışkırtıcı olanın bu soruşturmanın açılması olduğunu söyledi. Abakay, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu davada Hülya Avşar toplumu tehdit için araç olarak kullanılıyor. "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla' düşüncesiyle tüm topluma tehdit amaçlanıyor. Aynı şekilde, gazeteci Devrim Sevimay'ın görevini engelleme, otosansüre zorlama girişimidir.

Böylesine doğal bir röportaj hakkında dava açan savcılar, Cumhuriyet Gazetesi'ni, gazetecileri yasa ve Anayasa dışı yollarla dinleyenleri bulup dava açma, cezalandırma konusunda kılını kıpırdatmıyorlar.

Daha iki gün önce Milliyet muhabiri ve Derneğimizin Genel Sekreteri Namık Durukan'ın Kürtler konusundaki bir haberi için dava açtılar. Gazeteciye , "bu konularda haber yapma' dediler.

Bu davalar Türkiye'nin içte ve özellikle uluslararası demokratik kamuoyunda itibarını sarsıcı bir durum yaratıyor.

Savcılarımızın, yargıçlarımızın, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi anlayışını, içtihatlarını dikkate almaya, önemsemeye ihtiyacımız var."

Shakıra: Müzmin Bir Nişanlıyım

Kolombiyalı ünlü şarkıcı Shakira, kendisini müzmin bir nişanlı olarak gördüğünü söyledi.

Almanya'da BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından onur ödülü verilen Shakira, Bild gazetesine verdiği röportajda, çocuklar ve evlilik konusunda ne düşündüğü sorulduğunda, ''Çocuklar evet, evliliği aslında istemem. Ben kendimi müzmin bir nişanlı olarak görüyorum'' dedi.
Shakira, ''Neyi hayal ediyorsunuz'' sorusuna karşılık olarak da, ''Özgürlük. Hayatımın ideali özgürlüktür. Bunun için de fakir çocukların hakları için mücadele'' cevabını verdi.

Kendisini neyin mutlu ettiği sorusuna Shakira, ''çok iyi bir öpücük'' yanıtını verdi.

Bunun Ucu Düşünce Özgürlüğüne Değiyor

Hülya Avşar, röportajda söylediklerinin sonuna kadar arkasında olduğunu söyledi. Kin ve nefret uyandırmakla suçlanmasına tepki gösteren Avşar, ''Feci, çok ayıp bir şey. Bunun ucu düşünce özgürlüğüne değiyor bence.'' dedi.

Kızı Zehra ile birlikte Ankara'dan İstanbul'a gelen Hülya Avşar, Atatürk Havalimanı'nda gazetecilerin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hakkında "halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla açtığı soruşturmayı değerlendirdi. Şaşkınlıklar içinde olduğunu belirten sanatçı, ''Şaşkınlıklar içerisindeyim. Yaptığım röportajın sonuna kadar arkasındayım. Bu sebepten dolayı beni savcılığa vermiş olmaları açıkçası bende şaşkınlık yarattı. Sonuna kadar mücadele edeceğim.'' diye konuştu.
Soruşturma açılmasını hakaret olarak algıladığına işaret eden Avşar, şöyle devam etti: ''Ülkesinin sanatçısına kin ve nefret, insan düşmanına bile bu sözleri kullanamaz. Bırakın ki sanatçısına kullanıyor. Feci, çok ayıp bir şey. Bunu hakaret olarak kabul ediyorum. Kendimden ve söylediklerimden o kadar eminim, fark etmiyor. Adalete sonuna kadar güveniyorum. Kesinlikle bu işten ne demek istediğimi doğru düzgün anlatarak çıkacağına inanıyorum.''

Ünlü sanatçı, kendisinin de yaşananlara ilişkin dava açıp açmayacağı sorusuna şu an böyle bir şey düşünmediğini vurguladı. Soruşturma sonunda dava açılırsa 4,5 yıla kadar yargılanacağı hatırlatılması üzerine Avşar, ''''Böyle bir şey için yargılanacaksam yargılanırım, fark etmez. Şu başıma gelen meseleyi hiç önemsemiyorum. Çok fazla ciddiye almak da istemiyorum. Bunun ucu düşünce özgürlüğüne değiyor bence.'' karşılığı verdi.

Hülya Avşar hakkında, gazeteci Devrim Sevimay'a verdiği röportajda söylediği "Ben sonuna kadar Türk'üm, ama bu Kürtleri yok saymak, onlara etnik baskı yapmak anlamına gelmemeli." sözlerinden dolayı soruşturma başlatılmıştı.

"KAFA İLE ÇIKARDIĞINI SANDIM"

Kasımpaşa-G.Saray maçında net bir penaltıyı vermeyen İlker Meral, “Ben Ali Güneş’in topa kafa ile müdahale ettiğini gördüm. Bir kaza oldu” dedi. Ancak olay hakem, 5 haftalık dinlenme cezası alacak.

HÜRRİYET'in haberine göre Galatasaray’ın Kasımpaşa karşısında mutlak bir penaltısını es geçen, kırmızı kartlık pozisyonlarda da doğru karar veremeyen İlker Meral, maç sonu yakın çevresine samimi açıklamalarda bulundu. Özellikle Ali Güneş’in topu kale çizgisinden elle çıkardığı pozisyonu iyi süzemediğini söyleyen Meral, “Ben orada kafası ile vurduğunu sandım. Bu yüzden oyunu devam ettirdim. Televizyonu izledikten sonra hatamı anladım. Hata yapmayı kim ister. Ama bir kaza oldu. Takdir kamuoyunun” diye konuştu.

2 kere atılmalıydı
Genç hakem bu hatası nedeniyle maçın gözlemcisi Selami Şimşek’ten 10 üzerinden 7.5 notunu aldı. Şimşek, Futbol Federasyonu’na dün akşam gönderdiği raporunda, Meral’in bariz bir penaltıyı görmediğini ve iki kırmızı kartı atladığını yazdı. Gözlemci, Ali Güneş’in hem penaltı pozisyonunda hem de son adam durumundayken Kewell’ı düşürdüğü için maç içinde iki kez atılmayı hak ettiğini de vurguladı.

Hakem notlarının istisnai durumlar dışında 7’den başladığına ve genelde 8’in üzerinde olduğuna dikkati çeken yetkililer ise, Meral’e verilen 7.5’un, “kötü yönetim” kapsamında olduğunu kaydettiler. Merkez Hakem Kurulu’nun bu raporun ardından olay hakemi 5 hafta dinlendirmesi bekleniyor.

Müşteri kaybedecek
Bu arada Balıkesir’de eczacılık yapan hakem İlker Meral, daha önce verdiği bir röportajda, Beşiktaşlı Sivok’u oyundan attığı için 10 yıllık bir müşterisini kaybettiğini söylemişti. Meral’in, önceki gün oynanan maç sonrası şimdi de Galatasaraylı müşterilerinin hışmına uğrayacağı esprili bir şekilde dile getirilmeye başlandı.

KEWELL 31 YAŞINDA!..

Galatasaray'ın Avustralyalı futbolcusu Harry Kewell, 31 yaşına girdi.

Sarı-kırmızılı kulüp, internet sitesinde yayınladığı mesajla Kewell'ın doğum gününü kutladı.

DÜNYA YILDIZI GELİYOR!..

F.Bahçe Başkanı Yıldırım ara transfer döneminde Carlos’u gönderecek mi?

SÜPER Lig’de 3 sene üst üste şampiyonluk rotası çizen F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, söz verdiği yıldız transferini de devre arasında gerçekleştirmek için harekete geçti.

VATAN'ın haberine göre, ligin ilk 6 haftasını ezeli rakibi G.Saray’la birlikte 6’da 6 yaparak geçen sarı-lacivertliler takımdaki eksik mevkiileri doldurmak için devre arasını bekliyor. Forvet, orta saha veya sol kanatta hücuma dönük bir yıldız arayışlarına başlayan F.Bahçe’de Başkan Aziz Yıldırım’ın kafasındaki soru işareti ise Brezilyalı Roberto Carlos.

‘OCAK AYINDA GÖRÜŞELİM’

BU sezon oynadığı futbolla camiayı tatmin edemeyen Sambacı’nın takımdan ayrılmak istemesi Yıldırım’ın planlarını bozuyor. Carlos ile bir görüşme yaparak yıldız oyuncudan ayrılmak için aceleci davranmamasını isteyen Yıldırım, “Devre arasına kadar sabret. Biz bir yıldız oyuncuyu renklerimize katabilirsek, seni ara transfer döneminde serbest bırakırız. Ayrılmak için aceleci davranma. Takımda Alex ve sen varsın. Taraftarlarımız benden bir yıldız transferi bekliyor. Ben bir oyuncuyu getirmeden, bir yere gitme. Ondan sonra vedalaşırız” diyerek Carlos’a beklemesini söyledi.

KONTENJANA TAKILIYOR!

ARA transfer döneminde F.Bahçe aradığı dünya yıldızına kavuşursa, Roberto Carlos da milli takım ve Real Madrid’den yakın dostu olan Ronaldo’nun formasını giydiği Corinthians’a gidecek. Aksi halde Sambacı ayrılmak için, sözleşmesinin bitiş tarihi olan mayıs ayını bekleme zorunda kalacak. Bu sezon takımın zayıf halkası konumuna düşen Carlos’un bu performansıyla forma giymesi zor görünüyor.

BELEDİYE maçında yabancı kontenjanına da takılan Brezilyalı yıldızın gitmek istemesınde yedek kulübesinde oturmasının da payı var. Bilindiği gibi Daum, Belediye karşısında 6 yabancı oyuncu hakkını, Lugano, Bilica, Cristian, Dos Santos, Alex ve Güiza’dan yana kullanmıştı.

ARDA VE YILDIRIM BULUŞTU!..

Görenleri hayretler içerisinde bırakan buluşma ünlü alışveriş merkezinde yaşandı. Galatasaray takım kaptanı Arda Turan ve Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ı aynı masada neşeli ve samimi bir şekilde görenler gözlerine inanamadı.

Htspor'un haberine göre, Ancak masada ikili yalnız değildi. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kızıl, Fenerbahçeli futbolcu Semih Şentürk ve eşi de aynı masadaydı. Bayramlaşan Başkan Yıldırım ve Arda, dostları ile birlikte sohbetlerine bir süre devam etti.

Aziz Yıldırım, genç yıldız Arda Turan'ı Fenerbahçe'ye transfer etmek için 15 milyon euroluk teklifte bulunmuş ancak Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, bu teklifi teşekkür ederek geri çevirmişti. Aldığı yanıt üzerine Yıdlıırm, "Arda ile 15 dakika konuşayım transfer ederim" demişti.

ORDUSPOR'DA GOL SIKINTISI!..

Bank Asya 1. Lig takımlarından Orduspor, ligde oynadığı 5 maçta sadece bir gol atabildi.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 5 lig maçında üç mağlubiyet ve iki beraberlik alarak topladığı 2 puan ile 17. sırada bulunan mor-beyazlı ekip, bu maçlarda rakip fileleri sadece bir kez havalandırabildi. Orduspor, bu maçlarda kalesinde ise 5 gol gördü.

Ligin ilk haftasında deplasmanda yaptığı Giresunspor maçından 1-1'lik sonuçla ayrılan Orduspor, ligdeki tek golünü de bu maçta Yunus Söylemez'in ayağından kazandı.

Mor-Beyazlı ekip, daha sonra ligde sırasıyla sahasında Altay'a 2-0 mağlup olurken, deplasmanda Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile 0-0 berabere kaldı. Ligin dördüncü haftasında sahasında oynadığı Kayseri Erciyespor karşılaşmasından da 1-0'lık mağlubiyetle ayrılan Orduspor, geçen pazartesi günü deplasmanda karşılaştığı Çanakkale Dardanelspor'a da yine ayrı skorla 1-0 mağlup oldu.

-''BU TAKIM MUTLAKA GOL ATACAK''

Ligde yaşanan gol sıkıntısına karşı Orduspor Kulüp Başkanı Nedim Türkmen, taraftarlardan umutsuzluğa kapılmamalarını isteyerek, ''Bu takım mutlaka gol atacak'' dedi.

Geride kalan 5 haftada sadece 1 gol atabildiklerini anımsatan Türkmen, bunun bir geçiş süreci olduğunu belirtti.

Taraftarlardan Orduspor'a destek olmalarını isteyen Türkmen, ''Bu takım mutlaka gol atacak. Yeni kurulmuş bir ekibiz ve zamana ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Taraftarlarımız asla umutsuzluğa kapılmasın. Onlar her zaman takımlarını desteklesinler'' dedi.

22 Eylül 2009 Salı

PC kullanıcıları tehditlerden haberdar değil

Trend Micro'nun Türkiye'de 7 bin internet kullanıcısı arasında yaptığı ''Global Web Tehditleri'' anketinin sonuçları, kurumların ve bireylerin bilgi güvenliği tehditlerine karşı ''yeterince'' korunmadığını gösterdi.

Bilgi güvenliğine dair duydukları tehditlere ilişkin soruya yanıt veren internet kullanıcılarının yüzde 50'sinden fazlasının, bilgisayarlarını tehdit eden en son tehlikelerden haberdar olmadığı görüldü.

Veri sızıntısı kavramını duyanların oranı, yüzde 44 iken, oltalama (phishing) saldırısını duyanların oranı yüzde 45 oldu.

Şirkette ciddi tehlike oluşturduğu düşünülen web tehditlerinin başında yüzde 36 ile spam (istenmeyen e-posta) gelirken, bunu yüzde 35 ile oltalama, yüzde 32 ile program ekme (pharming) izledi.

Web tehditlerinin riskleri ele alındığında, yüzde 79 oranıyla kimlik hırsızlığı, yüzde 78'le kişisel bilgilerin kaybı ve yüzde 71'le gizlilik hakkının ihlali en fazla endişe yaratan unsurlar olarak gözlendi.

Son 3 ayda en sık karşılaşılan tehdit, yüzde 70'lik oranla spam olurken, ankete yanıt verenlerin yüzde 64'ü, web tehditlerinin olumsuz etkilerini yaşadığını belirtti.

TEHDİTLERE KARŞI YETERLİ ÖNLEM ALINMIYOR

İnternet kullanıcılarının, web tehditlerine karşı korunmak için yeterli önlem alınmadığı görüldü. Yanıt verenlerin yüzde 50'si koruyucu yazılım kullanırken, ofisinde bilgi işlem biriminden bilgisayar güvenliği rehberliği talep edenlerin oranı yüzde 19'da kaldı.

Kurumsal kullanıcıların yüzde 80'i, şirketin ağı üzerinden internete bağlıyken kişisel e-postalarını takip ettiğini, yüzde 58'i anlık mesajlaşmayı kullandığını, yüzde 53'ü doğrudan işle ilgili olmayan web sitelerini ziyaret ettiğini söyledi.

Anketi yanıtlayanların yüzde 20'sinden fazlasının, iş bilgisayarının evdeki bilgisayara göre daha iyi korunduğu konusunda kararsız olduğu görüldü.

''BİLGİ, ONLİNE SUÇA KARŞI MÜCADELEDE EN ÖNEMLİ SİLAH''

Trend Micro Kıdemli Güvenlik Danışmanı Rik Ferguson, ankete verilen yanıtların, internet kullanıcılarının istenmeyen e-posta ve oltalama gibi görünür tehditlere odaklandığını gösterdiğine işaret ederek, ''Anlaşılır nedenlerden dolayı, bir tehdidin farkında değilseniz, neden sizi ilgilendirsin ki? Ne var ki, tehditler söz konusu olduğunda, bilmedikleriniz size pahalıya mal olabiliyor'' dedi.

İşletmelerin ve internet kullanıcılarının, tehdidi, ne olduğunu düşündükleri şekliyle değil, bugünkü anlamıyla anlamaları gerektiğini vurgulayan Ferguson, kişilerin interneti belli farkındalık ve dikkat içinde kullanmaları gerektiğini vurguladı.

Ferguson, internet kullanıcılarının, virüslerin nasıl ''sinsice'' bulaştığını bilmesi gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

''Mevcut tehditler, tek bir ortamı kullanmıyor. Örneğin, e-postalar, gizliliği ihlal edilmiş ve Truva atı gönderen web sitelerine yönlendiriliyor. Ya da kasıtlı olarak donatılan arama motorları, paranızı çalan kaçak güvenlik yazılımlarına ve dolandırıcı antivirüs yazılımlarına yönlendirme yapıyor. Bilgi, online suça karşı mücadelemizde en önemli silahımızdır ve onu sonuna kadar kullanmalıyız.''

Trend Micro Akdeniz Bölge Müdürü Ercan Aydın, BT güvenliği tehditlerinin, yeni ve karmaşık yapı sergilediğini belirterek, ''Pek çok işletme ve kullanıcı, bu tehditlerin farkında değil ve sonuç olarak, hem eğitim hem de saldırıları başarıyla önleyebilecek teknolojilerin kullanımı anlamında yeterli önlemi almıyor'' değerlendirmesinde bulundu.

Dell 3.9 milyar $'a Perot'u satın aldı

Anlaşmayla Perot hissedarlarına hisse başına 30 dolar ödenecek. Anlaşmanın Kasım ya da Ocak ayında tamamlanması planlanıyor. 1992 ve 1996'da ABD Başkanlığı için bağımsız aday olarak yarışan Ross Perot tarafından 1988 yılında kurulan Perot Systems, hastane, bankalar ve hükümet birimlerinde bilişim desteği veriyor. Dell'in net karı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 23 düşüşle 12.8 milyar dolara inmişti.

TV ve buzdolabı daha az bozulacak

Yeni sistem, Türkiye'de elektrik hizmetinin niteliğini artıracak. Elektrik tüketimi, üretimi geçtiği an Avrupa'nın enerjisi devreye girecek. Zaman gazetesinin haberine göre, yeni sistemle voltaj ve frekans sorunları sebebiyle buzdolabı ve televizyon gibi elektrikli cihazlarda sık sık yaşanan arızalanma vakaları da ortadan kaldırılacak. Sanayide ise elektriğin kalitesizliğinden kaynaklanan problemler bitecek.

Yaklaşık 35 yıldır iletim sisteminde devam eden iyileştirme çalışmalarında son aşamaya gelindi. Zaman'ın Enerji Bakanlığı'ndan aldığı bilgilere göre yıl sonuna kadar iletim altyapısıyla ilgili çalışmalar tamamlanacak. 2010'un ilk çeyreğinde Avrupa 'elektrik iletim sistemine' (UCTE) üyelik bağlantısı yapılacak. Deneme çalışmalarından sonra da 2011'den itibaren tam bağlantıya geçilecek. Türkiye'nin elektrikte Avrupa'ya bağlanması ilk olarak 1975 yılında gündeme gelmişti. O tarihten beri ülke içinde elektrik şebekesinin Avrupa standartlarına ulaştırılmasına dönük çalışmalar yapılıyor. Son aşamaya gelinen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte, Türkiye'deki elektrik iletim sistemi, Avrupa elektrik sistemi ile ortak çalışacak.

Yeni düzenleme ile ülkedeki iletim altyapısı, güçlenmiş olacak. Aboneler daha kaliteli ve kesintisiz elektrik hizmeti alacak. Buzdolabı, televizyon ve çamaşır makinesi gibi cihazlar, voltaj ve kalite değişimlerinden kaynaklanan sorunlarla daha az karşılaşacak. Sanayide de makineler daha verimli çalışacak. Örneğin tekstil fabrikalarında voltaj ve frekans değişimleri, ip kırılmalarına yol açıyor. Cam fabrikalarında ise hatalı üretim sorunu yaşanıyor. Avrupa'yla iletim konusundaki entegrasyon, elektrik ithalat ve ihracatını da kolaylaştıracak. Atatürk Barajı'nda üretilen elektrikle Paris'teki Eyfel Kulesi aydınlatılabilecek. Ya da Türkiye'de elektrik tüketimi, üretimi geçtiği anda Avrupa'daki tesislerde üretilen elektrik enerjisi derhal devreye girecek.

Frekans ve voltaj, elektriğin en önemli kalite göstergelerinden biri. Üretim ve tüketimin dengede olması durumunda frekans 50.00 Hz oluyor. Üretim tüketimden fazla olunca frekans yükselirken, azalınca düşüyor. UCTE standartlarında frekans sapması artı-eksi 20 mHz iken ülkemizde yaklaşık 100 mHz'yi buluyor. Türkiye, iletimde sağladığı iyileşme ile Avrupa voltaj sapma aralığını yakaladı. Elektrikli cihazların sağlıklı çalışması ve ömürlerinin uzun olması için voltajın standart değerler içinde olması gerekiyor. Avrupa'nın ortak elektrik iletim sisteminden 450 milyon kişi yararlanıyor.

Abone başı 200 TL ceza kesilebilir

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, GSM operatörleri aracılığıyla sunulan eğlence, oyun ya da müzik mesajları konusunda hem tüketicileri hem de operatörleri uyardı.

Bakan Ergün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk toplumunda teknolojinin çok hızlı tüketildiğini, bu nedenle de çeşitli sorunların gündeme geldiğini söyledi.

Teknolojinin dikkatsiz kullanıldığını ve zaman zaman zarara yol açtığını ifade eden Ergün, buna örnek olarak GSM operatörleri aracılığıyla sunulan eğlence, oyun ve müzik mesajlarını gösterdi.

''GSM operatörleri üzerinden alınan mesajlar, eğlence içeren, bilgi içeren mesajlar var. Ayrıca 3G teknolojisiyle de internete daha hızlı erişim imkanı sunuyor'' diyen Ergün, tüketicilerin önemli bir bölümünün bunların maliyeti hakkında bilgi sahibi olmadığını, çünkü bu hizmeti sunanların maliyeti ''biraz sakladıklarını'' dile getirdi.

Son dönemlerde bu konuda fazlaca şikayet aldıklarını belirten Ergün, Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'nün bu çerçevede ciddi bir denetim mekanizması işlettiğini söyledi.

Tüketicilerin duyarlı olmaları ve bu tür mesajların kendilerine maliyetinin ne olacağını araştırmaları, firmaların da bu hizmetleri tüketiciyi yanıltmayacak şekilde sunmaları gerektiğini ifade eden Ergün, şöyle konuştu:

''Bu hizmetleri tüketiciyi yanıltacak şekilde sunanlar, yanılttıkları her bir tüketici için en az 200 lira para cezasına çarptırılacaklar. Yüz binlerce tüketici olduğu düşünülürse 100 milyonlara varan cezalarla karşı karşıya kalabilirler.

Tüketiciler de teknolojiyi daha dikkatli bir şekilde tüketsinler. Çünkü bu hizmetlerin bilinçsiz tüketimi size beklemediğiniz ağır maliyetler getirebilir. Yeni 3G teknolojisini tüketirken de aynı şekilde dikkatli olmak lazım. Bu görüşmeler normal telefon görüşmesi gibi olacak zannediliyor ama tarifeler değişebiliyor, paketler değişebiliyor. Telefonunuz 3G'ye uyumlu değildir fakat yeni bir paket sözleşmesi yapmışsınızdır. 3G'yi kullanmadığınız halde o paketin içinde kullanma bedeli olduğu için onu ödüyor olabilirsiniz. Elektronik sözleşmeler yapılırken, mesafeli sözleşmeler yapılırken tüketicinin çok dikkatli olması gerekiyor.''

GSM operatörlerinin aslında bu hizmetleri direk sunmadıklarını, başkalarına servis sağladıklarını, kanal açtıklarını anlatan Ergün, bu yanıltıcı işlemlerin çoğunun da o servis sağladıkları firmalar tarafından yapıldığını, ancak alt yapıyı, zemini hazırlayan durumunda oldukları için onların da sorumlu olacaklarını ifade etti.

GSM operatörlerinin kanal açtıkları bu firmalara tüketicilerle yaptıkları sözleşmelerde nezaret etmeleri gerektiğini vurgulayan Ergün, ''Nezaret etmezlerse sonunda ortak olarak cezaya çarptırılmış olacaklar ve bu cezalar da hafif değil. Firmalar da bunu yaparken kötü niyetli olmayabilirler ama onların bu hizmetleri dikkatlice sunmaları, tüketicilerin de bu hizmetleri son derece dikkatli kullanmaları gerekiyor'' dedi.

Bu şirketin uçaklarında sigara içilebilecek

Ucuz uçak bileti satan Ryanair, yolculara uçuş sırasında kanunları çiğnemeden nikotin ihtiyaçlarını gidermeleri için dumansız sigara satışlarına başlayacağını açıkladı.


Şirketten yapılan açıklamada, bir kamuoyu araştırmasında 24 bin kadar kişinin uçuş esnasında sigara içmek istediğini beyan etmesi üzerine dumansız sigara satışına karar verildiği belirtildi. Duman çıkarmayan ancak nikotin tadını hissettiren bu sigaraların sadece yetişkinlere satılacak.

Hangi kan değeri, hangi hastalığın belirtisi

Doktorun sık kan tahlili istemesi boşuna değil "Doktorların hastalardan sık sık kan tahlili istemesi boşuna değil" diyen Dr. Furuncuoğlu, bu konunun ciddiyetine değinerek, kapsamlı kan sonuçlarının son derece önemli olduğunu belirtiyor. Kısmi tetkiklerin genel durumu gösteremeyeceğini belirten Dr. Furuncuoğlu, "Örneğin kan şekeriniz ölçüldüğünde bunu öğrenirsiniz, ama gizli sarılık olup olmadığınızı öğrenemezsiniz" diyor. Dr. Yavuz Furuncuoğlu, kapsamlı kan tahlillerinin geç kalmayı önlediğini, önlem almayı sağladığını ve daha ileri tetkikler yaptırmanın kapısını araladığını belirtiyor.

Hangi kan değeri, hangi hastalığın belirtisi
* Hemogram (kan sayımı): Otomatik makineler tarafından ölçülür. Çok küçük miktarda kan incelemesiyle sonuç bildirilir. Çıkan sonuçtan kişide ne çeşit bir kansızlık olduğu, aşırı kan yapma durumu olup olmadığı, iltihabi bir durumun varlığı, lösemi türü bir hastalığın dolaylı bulguları, kemik iliği hastalıkları ve pıhtılaşma ile ilgili bilgiler elde edilir.
* Sedimantasyon: Kanın çökme hızıdır. İltihabi ve mikrobik durumlarda, romatizmal ve kan hastalıklarında ve bazı kanser türlerinde yüksek, aşırı kan yapımında düşük çıkar.
* Üre-Bun-Kreatinin: Böbreklerin çalışmasını gösterir. Böbrek yetersizliğinde yüksek bulunur.
* Ürik asid: Protein yıkımının son ürünüdür. Gut hastalığında ve böbrek yetersizliğinde yüksek çıkar. Aşırı proteinle beslenenlerde ve doku yıkımı durumlarında da (kan hastalıklarında) yüksek çıkma ihtimali vardır.
* AST-ALT: Karaciğer fonksiyonlarını gösterir. AST, ayrıca kalp ve kas hastalıklarında ve alkol alanlarda da yüksek görülebilir.
* Glukoz: Kan şekerini gösterir.
* HbA1c: Son 2-3 aylık kan şeker ortalamasını gösterir, normal değerin yüzde 6'yı geçmemesi gerekir.
* GGT-ALP: Karaciğer ve safra yolları hastalıklarında yüksek çıkar. ALP aynı zamanda kemik hastalıklarının da göstergesidir. Çocuklarda ve gebelerde fizyolojik olarak yüksek bulunabilir.
* Kolesterol-Trigliserid: Kandaki yağ oranını gösterir.
* HDL kolesterol: Yararlı kolesterol olarak bilinir.
* LDL kolesterol: Zararlı kolesterol olarak bilinir.
* LDH-CK-CPK=CK MB, Troponin, Myoglobin, AST: Kalp hastalıklarını gösteren belirteçlerdir. LDH CPK, AST ayrıca kas hastalıklarında da yükselebilir. LDH aynı zamanda bazı kan hastalıkları ve tümörlerde de yüksek çıkabilir.
* T protein-Albumin: Kan proteinlerini gösterir.
* Lipaz-Amilaz: Pankreas hastalıklarını gösterir. Diğer bazı hastalıklarda da yüksek çıkabilir.
* Na-K-Ca-P-Mg: Kan tuz oranlarını gösterir. Normalin dışına nadiren çıkar. Bu sapma ciddi hastalıkların belirtisi anlamına gelebilir.
* Demir- demir bağlama kapasitesi- ferritin: Kan ve depo demiri düzeylerini gösterir.
* CRP: Yeni oluşan bir infeksiyonun veya inflamasyonun bulgusudur.
* RF-Anti CCP-ANA=FANA, ENA: İltihaplı romatizma tarama testleridir.
* ASO: Geçirilmiş mikrobik boğaz iltihabının bir göstergesidir. Romatizma testi değildir.
* FT3, FT4, TSH: Tiroit bezinin çalışmasını gösterir.
* Tiroid antikorları (AntiTPO, AntiTG): Tiroit bezine karşı otoantikor varlığını sorgular.
* PT, PTT, İNR: Kan pıhtılaşma düzeyleri ile ilgilidir.
* HBsAg, AntiHBs: Hepatit B varlığını sorgular.
* Anti HCV: Hepatit C varlığını sorgular.

Sihirli mineral Kalsiyum

Günlük kalsiyum alımınıza dikkat etmeniz iştahınızı kontrol etmenize ve kilo kaybetmenize büyük ölçüde yardımcı olabilir.

British Journal of Nutrition'da yayınlanan bir araştırmada kalsiyum eksikliği yaşayan kadınlardan günlük takviye alanlar almayanlardan 4 kat daha fazla kilo kaybetmişler.

Araştırmacıların vardığı sonuca göre beynimiz kalsiyum eksikliği durumunda açlık sinyali göndererek bizi zengin mineralli yiyecekler yemeye yönetlmeye çalışıyor. Bu açlık sinyalini yüksek kalorili yiyeceklerle kapatmaya çalışanlar da elbette kilo alıyor. Ayrıca sık sık acıkan ve çok iştahlı kişilerde de kalsiyum eksikliği olma ihtimali var.

Uzmanların tavsiyesi günlük önerilen dozda kalsiyum takviyesi almak ama eğer hap yutmaktan rahatsız oluyorsanız düşük yağlı veya yağsız yoğurt ve süt tüketilmesi ayrıca fasulye ve koyu yeşil yapraklı sebzelere sofrada yer verilmesi de vücudunuzun kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır.

Yatağı paylaşmak sağlık için zararlı

UYKU uzmanları, çiftlerin sağlıkları ve ilişkilerinin selameti için ayrı yataklarda uyumalarını öneriyor.

Britanya’da yapılan bir araştırmaya göre, çiftler, aynı yatakta uyurlarsa ortalama yüzde 50 daha fazla uyku bozukluğu çekiyorlar. Buna karşın çiftlerin ayrı yataklarda uyumayı pek tercih etmedikleri, 40’lı ve 50’li yaşlardaki çiftlerin sadece yüzde 8’inin ayrı odalarda uyudukları tespit edildi.

Eski Roma’da evli çiftlerin aynı yatağa sadece cinsel birliktelik için girdiklerine işaret eden uyku uzmanı Dr. Neil Stanley, bugünün insanlarının da iyi ve kaliteli bir uyku için artık aynı şeyi yapmayı düşünmelerini önerdi. Dr. Stanley, iyi uyuyamamanın; depresyon, kalp rahatsızlığı, felç, akciğer sorunları, trafik ve iş kazaları ile boşanma gibi sonuçlara yol açabileceğinin altını çizdi.

Yaşlanma karşıtı cilt temizliği

Belli bir yaştan sonra cildimiz, zamanın ve vücudumuzdaki fiziksel değişimlerin etkisiyle parlaklığını yitirir, kalınlaşır ve çizgiler oluşmaya başlar. Cildinizi genç ve canlı tutumak için pahalı yöntemlere ihtiyacınız yok, hatta ABD'deki dertmatologların %80'i yanlış ve aşırı yapılan cilt temizliğinin cildi yaşlandırdığı konusunda hem fikir. Aşağıda sunduğumuz basit önerileri günlük olarak uygularsanız cildinizdeki gençlik ışıltısını bir süre sonra fark edeceksiniz.

1- Yüzünüzü temizleyici maddelerle sadece 1 kere temizleyin. Özellikle 40 yaşından sonra günde 2 kere yüzünüzü temizleyicilerle yıkamak cildi çok fazla kurutabilir. Akşamları yapacağınız temizlik, gün içinde tıkanan gözeneklerin açılmasını sağlayacak, cildinizin nefes almasına yardımcı olup, nemlendiricininizin daha iyi emilmesini sağlayacaktır.

2- eğer cildiniz çok kuru veya hassas ise sabun bazlı bir temizleyici yerine temizleyici yağlardan kullanın. yüzünüze ürünü nazikçe 1-2 dakika masaj yaparak yedirin böylece kan dolaşımıznız ve de cildinizin canlılığı artacaktır.

3- Sabahları yüzünüzü sadece soğuk su ile yıkayın. Soğuk su cildinize parlaklık verip canlandırır , aynı zamanda gözenekleri de sıkıştırarak görünmelerini azaltır

Jet etkili Viagra

BİLİM adamları cinsel dürtüleri Viagra’dan çok daha hızlı etki eden bir losyon geliştirdiler. Hiçbir yan etkisi olmayan losyonun, böylece kullanıldıktan sonra 1 saat sonra bile etkisinin sürmesi nedeniyle Viagra’dan çok daha kullanılışlı olacağı ifade ediliyor.
Uzmanlar, iktidarsızlık nedeniyle kullanılan tüm ilaçlarda asıl hedefin kan akışının hızlanması ve bunun için damarların harekete geçirilmesinin sağlanması olduğunu söylüyor. ABD-New York’taki Yeshiva Üniversitesi Albert Einstein College of Medicine uzmanları tarafından geliştirilen bu yeni losyon sayesinde iktidarsızlığa karşı kullanılan tedavi süresinin de ortadan kalkacağını kaydettiler.
Denek fareleri üzerinde başarılı olan ilaç henüz piyasaya çıkarılmadı. Araştırma safhasının 10 yıla kadar çıkabileceği de belirtiyor. İçinde nano tanecikler bulunan losyon anında etki yaparken, losyonun kalp hastası ya da felçli hastalar tarafından kullanılmaması gerektiği vurgulandı.

20 Eylül 2009 Pazar

Bayram fırsatı!

İnternet üzerinden ebay gibi alış veriş siteleri vasıtasıyla yurtdışından getirtilen ürünler için uygulanan 100 dolarlık gümrük sınırının bayram öncesi ve sonrası 1 ay süreyle 400 dolara çıkartıldı.

Yükseltilmiş 400 dolarlık alış veriş sınırını duyanlar internet üzerinden yurtdışı alış verişleri patlattı

400 dolara kadar arttırılan gümrük muafiyeti  özellikle yüksek fiyatlı ürünlerin yurtdışından, gümrük komisyonu ödenmeden alınabilmesine olanak  sağlıyor.

Kullanıcıların yüzünü güldüren bu geçici imkan özellikle yurtdışından ürün getirip burada www.gittigidiyor.com gibi sitelerde satanları çok mutlu etti.

Yurtdışından alış veriş yaparken elbette dikkat edilmesi gereken noktalar var. Sitelerin yabancı dilde olması kullanıcıyı bazen zor durumda bırakabiliyor. Bu konunun çözümü de yine internette mevcut. Ücretsiz bilgi paylaşım sitesi www.bidturk.com 'da internetten alışveriş yapmak ve gümrük kolaylığı ile ilgili daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Turkcell'liler 8 ayda 200 milyon TL avantajda

Turkcell, farklı sektörlerde, farklı marka işbirlikleriyle müşterilerine cep telefonları dışında bu yılın ilk 8 ayında toplam 190 milyon 417 bin lira avantaj sağladı.

Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, marka işbirlikleriyle müşterilerine Turkcell dışında da avantajlar sunduklarını ifade ederek, geçen yıl 75 ilde 3 bin 217 noktada müşterilerine 120 milyon lira avantaj sağladıklarını kaydetti.

Develioğlu, bu yılın ilk 8 ayında da müşterilerine yine 75 ilde 3 bin 500 noktada 190 milyon 417 bin liralık avantaj sunduklarını belirterek, şöyle devam etti:

''2009'un ilk 8 ayında marka işbirlikleri ile sağladığımız fayda, şimdiden geçen yıl sağladığımız faydanın yüzde 58 üzerinde. 190 milyon liralık avantajın 125 milyon lirası 2009 yılının ilk 8 ayında 3 dönem halinde düzenlenen 'İndirim İsteyen Turkcell'liler Parmak Kaldırsın' kampanyasıyla, 917 bin lirası yerel marka işbirlikleriyle ve 64,5 milyon lirası da gnçtrkcll sinema ve McDonald's kampanyalarıyla sağlandı. 3 dönem toplamında 2 bini aşkın noktada 10 kategoride 36 marka ile yapılan Turkcell'lilere özel indirim işbirliklerinden yararlanan 2 milyon 700 bin kişi, toplam 5 milyon kez, kişi başı 2 kere, alışveriş yaptı.''

DİŞÇİ, PSİKOLOG VE KUAFÖR DE KAMPANYAYA KATILMAK İSTEDİ

Müşterilerinin www.turkcellcity.com sitesinden hangi markalarda ne tür avantajlar bulunduğunu takip edebildiğini bildiren Develioğlu, markalarla işbirliğine hazır olduklarını, kampanyaya katılmak isteyen dişçi, psikolog ve kuaförler gibi işletmelerin de bulunduğunu kaydetti.

Lale Saral Develioğlu, ''İndirim İsteyen Turkcell'liler Parmak Kaldırsın'' kampanyası nedeniyle işbirliği yaptıkları markaların müşteri sayısında en yüzde 20 artış sağlandığına inandıklarını ifade ederek, kampanya kapsamında önümüzdeki dönemde farklı alanlarda avantajlar sağlamayı istediklerini söyledi.

İşbirliği yapılan markaların; Turkcell müşterilerine hazır giyim, yiyecek, teknolojik ürün, akaryakıt, ayakkabı-çanta, yiyecek-içecek, gözlük-lens, mücevher, tatil ve oyuncak harcamalarında yüzde 15 ile 50 arasında indirim kazandırdığını bildiren Develioğlu, ''indirim İsteyen Turkcell'liler Parmak Kaldırsın'' kampanyasından en çok 18-35 yaş grubunun yararlandığını söyledi.

Kampanyaya en yoğun katılımın İstanbul, Ankara ve İzmir'den sonra Eskişehir ve Antalya illerinden olduğunu belirten Develioğlu, kampanyadan yaralananların yüzde 50'sinin Turkcell faturalı hat sahiplerinden oluştuğunu, en çok ilgi gören kategorilerin ise gıda ve giyim olduğunu bildirdi.

Develioğlu, Ocak-Ağustos 2009 tarihleri arasında Turkcell'in, ulusal markaların yanı sıra yerel marka işbirlikleriyle 82 bin müşterisine cep telefonu harcamaları haricinde 16 Anadolu ilinde, 8 kategoride, 65 yerel marka işbirliğiyle 917 bin lira avantaj sağladığını, Samsun, Çanakkale, Kahramanmaraş, Kırıkkale, Kastamonu, Van, Kırşehir, Aksaray, Şanlıurfa, Osmaniye, Sinop, Denizli, Çankırı, Kilis, Karabük ve Bartın'ın kampanyaya dahil olduğunu kaydetti.

Yerel markaların bu kampanyaya katılmakla kendilerini tanıtma imkanı da bulduğunu ifade eden Develioğlu, ''Yerel markalar fikri gençlerden geldi. Yerel markalar böyle bir işbirliğine katıldıkları için mutlu oluyorlar. Biz burada kazan-kazan'ı yaratıyoruz'' dedi.

SİNEMA BİLETLERİNİN YÜZDE 17'Sİ GNÇTRKCLL KAMPANYASI ÜZERİNDEN SATILDI

Lale Saral Develioğlu, sinema kampanyasıyla 1,2 milyon gnçtrkcll'linin 2,7 milyon ücretsiz sinema bileti alarak toplam 24 milyon lira fayda elde ettiğini belirterek, ''5,5 aylık kısa sürede sinemalarda toplam biletin yüzde 17'si gnçtrkcll kampanyası üzerinden satıldı. 46 ilde, 210 sinemada, binin üzerinde salonda uygulanan kampanyadan, Türkiye nüfusunun yüzde 85'i kapsandı'' diye konuştu.

En çok komedi filmlerinin tercih edildiğini, komediyi dram ve romantik filmlerin izlediğini ifade eden Develioğlu, en çok izlenen filmin, ''Recep İvedik 2'' olduğunu, ikinci sırada ise ''Güneşi Gördüm''ün geldiğini, öğrenci şehri Eskişehir'in, kampanyadan nüfusa oranla yararlanmada ilk sırada yer aldığını kaydetti.

4. DÖNEM KAMPANYASI

Develioğlu, ''İndirim İsteyen Turkcell'liler Parmak Kaldırsın'' kampanyasının 4. dönemini başlattıklarını, 30 Kasım'a kadar sürecek dönemde sezonun temasının giyim ve ev alışverişi olduğunu belirterek, yeni dönemde giyimde İnci, Boyner, Hotiç, Polo Garage, Damat Tween, DS, Batik, Sabri Özel ve Roman, ev alışverişinde Digiturk, Chakra, Aviva Sigorta, Genel Yaşam, Tepe Home, Step, Sony ile Avis ile işbirliği anlaşması yaptıklarını, yerel markalarla işbirliklerinin devam ettiğini, yeni markalar eklemeye çalıştıklarını bildirdi.

Ekonomi açısından daha dikkatli olunan, tüketici güven endeksinin düştüğü bir dönemde bu tip kampanyaların hem tüketimi teşvik ettiğine hem de ek avantajlar vererek müşterilerin bütçesine yardımcı olduğuna inandıklarını ifade eden Develioğlu, müşterilere sağladıkları avantajları daha da artıracaklarını söyledi.

Develioğlu, ''2009 sonunda da, geçen yıl 120 milyon lira olarak gerçekleşen avantajın 2 katına ulaşmayı hedefliyoruz. 2010'da da bu kampanyalar devam edecek'' dedi.

Turkcell 21 MB hız sağlayan VINN'ı satışa sundu

Turkcell'den yapılan yazılı açıklamada, saniyede 21 MB veri hızını destekleyen Turkcell VINN 3G modemin, Turkcell satış noktalarında 189 dolara satışa sunulduğu belirtildi.

Açıklamada, 21 MB/s veri indirme, 5,76 MB/s veri yükleme hızına sahip Turkcell VINN 3G Modemin, 3G teknolojisi sayesinde sadece evde ve işte değil, her yerde her zaman Turkcell 3G hızında internete ulaşmayı sağladığı vurgulandı.

Sabit hat zorunluluğu olmadan ve sabit hat ücreti ödemeden tek abonelik ile evde, işte, yazlıkta hızlı mobil internet bağlantısı sağlayan 21 MB'lik Turkcell VINN 3G modemin, Turkcell satış noktalarında 189 dolar KDV fiyatıyla satışa sunulduğu ifade edildi.

Turkcell abonelerinin 1 GB'lık interneti ayda 29 TL'ye, 4 GB'lık interneti ayda 39 TL'ye, 8 GB'lık interneti ise ayda 69 TL'ye kullandıkları hatırlatıldı.

Çağrı merkezine dört yüz kişi alınacak

Pekkan, Turkcell'in Diyarbakır'daki çağrı merkezinin birinci yıl dönümü nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Diyarbakır'da bir yıl önce kurdukları çağrı merkezinde 600 çalışanla Türkiye'nin dört bir yanında bulunan müşterilerine hizmet verdiklerini belirtti.

Çağrı merkezinin bir yıl içerisinde geldiği noktanın memnuniyet verici olduğunu ifade eden Pekkan, ''Diyarbakır'a yatırım yapmaya karar verdiğimiz ilk günden bu yana Diyarbakır'a gönülden inandık ve güvendik. Hem Diyarbakır halkının desteği hem de personelimizin özverili çalışmaları sonucu bugün emeğimizin boşa çıkmadığını görmek gurur verici'' dedi.
Pekkan, Diyarbakır'daki çağrı merkezinin her geçen gün performansının yükseldiğini, Türkiye'deki diğer rotasyonlara örnek bir performans sergilediğini kaydederek, şöyle konuştu:
''Diyarbakır'daki çalışanlarımızın yüzde 62'si kadındır. Diyarbakır'daki çağrı merkezine 1 yıl içinde 400 kişi daha alacağız. 600 olan çalışanlarımızın sayısını yıl sonunda 750'ye gelecek yıl içinde ise 1000'e yükseltme hedefindeyiz. Bu aynı zamanda etrafımızda yaratmış olduğumuz eko sistemi de düşünecek olursak gerçekten Diyarbakır ekonomisi için önemli bir katkıdır. Bunu önümüzdeki dönemde de artırarak sürdürmeye devam edeceğiz. Bir yatırım kararı alındığında yatırımın gerçekleştirileceği kentin alt yapısına, teknolojik alt yapısına ve ulaşım imkanlarına bakılır. Ancak en önemli ve kritik faktör kentin o yatırıma bakışıdır. Halkın desteğini hissetmek, kentin sizi kucaklaması son derece önemlidir. Bu kente ayak bastığımız ilk günden bu yana sevgiyle kucaklandık ve o ilgi her geçen gün artıyor. Tüm bu desteklerinden dolayı Diyarbakır halkına teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Birinci yılımızı doldurduk. İnşallah bundan sonraki yıllarda da daha çok çalışan sayısı ile yeni yaşlarımızı kutlamayı sürdürürüz.''

3G'ye modem yetiştiremiyoruz

3G modemlerde ürün yetiştiremediklerini söyleyen C5 Electronics Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Süha Çolakoğlu, “Geçen senenin tamamında yaptığımız 3G uyumlu data ürünleri satış rakamına, 3G’nin ilk 10
gününde ulaştık. Geçen yılın tamamında 50-60 bin satış olurken, bu yılı 400 bin satarız. Bunların yüzde 95’ini 3G modemler oluşturur” dedi. 3G’nin ilk ayındaki talebi gördükten sonra Çin’den yaptıkları siparişi 4 katına
çıkarttıklarını belirten Çolakoğlu, “Turkcell, Avea ve Vodafone’un sunduğu 3G modemlerde toplam pazar yıl sonunda 500 binli sayılara ulaşacaktır. Özellikle
Güneydoğu’da 3G modem konusunda talep patladı. Sipariş yetiştiremediğimiz, stoklarımızın tükendiği yerler oldu” diye konuştu. Uzakdoğu’dan getirdikleri 3G’li modemler arasında 4-5
kişinin yanı sıra 24 ve 240 kişinin aynı anda kullanabildiği ürünleri de
olduğunu anlatan Çolakoğlu, “Turkcell 3G Gözz satışları 10 bini geçti.
Bazı güvenlik firmaları bile görüntülü görüşme ile ev ve işyerlerini izleme
imkânı veren Gözz’ü sundukları güvenlik çözümleri  arasına aldı” dedi.

Kişiselleştirilmiş modemler geliyor

Türkiye’ye son 2 yılda gelen tüm  connect kartların aslında 3G’ye uyumlu olduğun belirten Çolakoğlu, “Dolayısıyla kullanıcılar eskiden almış olduğu herhangi bir connect kartı, operatörden alacağı bir data paketi ile aktif hale getirebilir ve 3G’li olarak kullanabilir” diye konuştu. Turkcell VINN ve Gözz’ün
yanı sıra multi modem ve multi modem istasyonu gibi ürünleri de Çin’den getirdiklerini anlatan Çolakoğlu, birkaç ay içinde  Uzakdoğu’dan getirecekleri yeni ürünler hakkında şu bilgileri verdi: “Yakında içinde hard diski olan
modemler de gelecek. 32 ve 64 GB’lik RAM’i olan bu modelleri, bilgisayarınıza taktığınızda, bilgisayarın değil modeminizin hard diskini kullanacaksınız. Bunların içinde oyunlar, facebook, video yayınları ve müzik gibi yüklü
programlar da olacak. Kullanıcı bu modem ile internete bağlandığında, ayrı bir mönü açılıp,  internetteki kişisel ilgi alanınızdaki  içeriğe sizi  bağlayabilecek.”

Azra Akın sevgilisiyle tatilde

Bayram tatili için İstanbul'dan uzaklaşmak isteyen eski Dünya Güzeli Azra Akın, sevgilisi Francesco Boari ile objektiflere yakalandı. Gece gezmelerine Çeşme Rouge Bar'da devam eden Azra Akın, Ilıca'da arkadaşlarıyla eğlenceli bir gece yaşadı. Alaçatı'da ev tutan Azra Akın, Alaçatı'nın denizinden vazgeçemediğini ve bu yüzden de bayram sonrasında da denize girmek için Çeşme'de olacağını söyledi.

'Bülent Ersoy'u aldatmış değilim'

"Bende Soyadın Kaldı" adlı albümünün tanıtımı için iftar yemeği düzenleyen Armağan Uzun Süper Star Life objektiflerine özel, ünlü sanatçı Bülent Ersoy'u kızdıracak açıklamalar yaptı.

Albümün adının bir mesaj içermediğini söyleyen Armağan Uzun "Bu albümü yaparken çok engellerle karşılaştım. Albümümü o yüzden İstanbul'da değil,  İzmir'de hazırladım. Bu piyasada güçlü olan küçük olanı ekart etmeye çalışıyor" dedi. Yakışıklı sanatçı Armağan Uzun, Bülent Ersoy'u hedef alan konuşmalarını "Bülent Ersoy'u aldatmış değilim, ama ona çok kırgınım" diye noktaladı.

'Hayatımda biri var'

Cem Davran ve Tülin Şahin'in sundukları 'Güzel Bir Gün' programına konuk olan şarkıcı Pınar Aylin, genel anlamda ilişkilerin bitişinin şanına yakışır olması gerektiğini ifade etti.

Ayrılıkların doğal olduğunu ancak devamının da aynı doğallıkta gelişmesinden yana olduğunu söyleyen Aylin, "Finali, bitimi bir ilişkinin şanına yakışır olmasını tabi ki tercih eder insan. Medeniyet midir onun adı, biraz daha ilişki içinde belki de çok anlayamadığım bir şey o. Bitiminde çirkinleşmesi çok yazık geliyor bana" diye konuştu.

Güzel ve dolu dolu yaşanmış bir ilişkinin ayrılık esnasında çirkinleşmesinin, sadece kendisi adına değil genel anlamda da içini acıttığını belirten Aylin, "Ama demek ki benim anlayamadığım bir şey var ki, terkedilmek insana koyuyor. O zaman kendinden çıkabiliyorsun. Kendine yakışmayacak şeyler yapabiliyorsun" dedi.

Cem Davran'ın "Sen mi terkettin ilişkide?" sorusuna da Pınar Aylin, "Evet, o yüzden zaten işler bu noktaya geldi. O yüzden zaten hiç yakışmayacak şeyler yaşandı. Çok tatsız. Hiç olmaması lazımdı" yanıtını verdi.

TRAVMATİK ŞEYLER YAŞIYORUM

Yaşadığı olaylı ayrılığın arkasından evlilikten çekindiğini ifade eden Pınar Aylin, "O yüzden ben şimdi tekrar bir evliliğe böyle yaklaşıyorum. O kadar travmatik şeyler yaşanıyor ki. Hiç başına gelmez sanıyorsun ama gelebiliyormuş" şeklinde konuştu.

Ancak herşeye rağmen kızı Maya için yaptığı evlilikten hiç bir pişmanlık duymadığını da söyleyen Aylin, baba-kızın her hafta sonu görüşmesini de çok istediğini belirterek eski eşi için "O da Allahtan benim gibi düşünüyor. Orada bir beyaz bayrak çıkıyor. Maya konu olunca... Artık o kadar da medeniyet olsun, bunca okumuşluk, bunca şey yani" ifadesini kullandı.

HAYATIMDA BİRİ VAR AMA...

Bu arada, Pınar Aylin, 10 aydır düzgün giden bir ilişkisi olduğunu ifade etti. Cem Davran, evlilikle ilgili çekinceli yaklaşımı nedeniyle Pınar Aylin'e "Onun ne suçu var? Ya bir çocuk da o isterse" şeklinde bir soru yöneltti.

Pınar Aylin, "Karşı tarafla ilgisi olmayan bir şey. O kadar hakediyor ki herşeyi ama benim biraz zamana ihtiyacım var" yanıtını verdi.

Sonrasında ise Cem Davran ve Pınar Aylin arasında şu esprili konuşma yaşandı:

Davran: Daha doğurabilecek yaştasın canım? Daha 40-50..

Aylin: Onunla ne alakası var canım! (Kahkahalarla gülüyor) Yani 3-5 tane daha doğurabilecek yaştayım hem de

Davran: Eee güzel, şu fotoğraflara bakılırsa bayağı bir gider...(Albüm kapağındaki fotoğrafları gösteriyor)

'Baba kız gibi olmuştuk'

Hababam Sınıfı’nın Güdük Necmi’si 71 yaşındaki Halit Akçatepe ile kendisinden 39 yaş küçük eşi Rezzan Akçatepe (32) yollarını ayırdı. Yaş farkına rağmen örnek çift olarak gösterilen ikiliden Rezzan Akçatepe boşanma nedeni ilgili olarak ilk kez Vatan’a konuştu:

* Ortada boşanma var ama problemimiz yok. Biz birlikte çalışıyoruz. Ben ömür boyu ’Akçatepe’soyadını kullanmak için başka bir dava açtım. Hayatım boyunca bu soyadını kullanabileceğim.

* Biz Akçatepe Sanat Merkezi’nde Halit Bey ile her zaman beraberiz. Biz bir aileyiz ve hep aile olarak kalacağız. Kızımız Günsu var bir kere. Öyle mal ayrımı, ev ayrımı tarzında hiçbir şey yapmadık, şirket ortağıyız zaten. Benim her şeyim hala birlikte yaşadığımız evde duruyor. Anahtarım da var, hala giriyorum o eve.

Karı-kocalık ayrı şeymiş

* Zaman geçtikçe insanın artık düşünceleri de değişebiliyor, ruh yapısı da değişebiliyor ve ben biraz büyüdüm galiba. Her şeye birden yetememeye başlıyorsunuz, hem ev, hem iş, hem çocuk derken bazı huzursuzluklar çıkıyor.

* Bir yola beraber çıkılır, devam edilir. Biz zamanla arkadaş gibi, hatta baba kız gibi olduk ama karı-kocalık bunun dışında biraz daha farklı bir şeymiş. Boşanmanın yaş farkıyla hiç alakası yok. Bazı ortak noktalar vardır ve karı kocalık öyle yürür. Ortak noktalar ortadan kalktıktan sonra birşeyin içinde olmak çok anlamsız oluyor. Hayatlarımızda herhangi bir üçüncü neden yok. Başka kişiler de yok.

* Yıllar geçtikten sonra aynı açıdan bakmadığınızı görüyorsunuz. 20’li yaşlarda sevmeniz yetiyor ama 30’lu yaşlardan sonra hayata bakış açınız eğer uyuşmuyorsa o anlamda yollar ayrılabiliyor. Uzun bir süre önce boşanmaya karar verdik ama vaktimiz yoktu. O da bu işyerinin kapısını açıp girebilir, ben de o evin kapısını açıp girebilirim. Daha ne diyebilirim ki?